Yazı Detayı
30 Nisan 2021 - Cuma 23:41
 
YAVUZ VE MİDİLLİ’NİN 21. YÜZYILA SEFER HAZIRLIĞI: KANAL İSTANBUL
Erdoğan MERT
e.mert@outlook.com
 
 

İstanbul Kanalı fikri ortaya atıldığı andan itibaren büyük tartışmalara yol açtı. Pek çok yönüyle tartışıldı ve pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da toplum ikiye bölündü. Destekleyenler iktidar yanlıları, karşı çıkanlar da muhalifler.

İktidar yanlılarının hemen her konuda olduğu gibi konu üzerine de etraflıca düşünmeye ihtiyaçları olmadı zira “Cumhurbaşkanı öyle istiyorsa en uygunu odur” parolası bu konuda da geçerliydi.

Muhalifler açısından ise İstanbul’un su kaynaklarını yok edecek büyük bir çevre felaketi oluşundan bilindik hükümet alışkanlığı sayılan rant projesi oluşuna, Montrö Antlaşması’nı delmeye yönelik tehlikeli bir girişim oluşundan ortaya askeri açıdan savunulması zor olacak bir ada çıkacak oluşuna kadar pek çok eleştiriye konu oldu.

Bu konu sadece İstanbul’u ilgilendirmiyor, Trabzon’dan Mersin’e, İzmir’den Kars’a bütün Türkiye’yi ilgilendiriyor. Bu çerçevede bu makalenin hedef kitlesi ülkenin neresinde yaşıyor olursa olsun tüm iktidar tarafındaki vatansever vatandaşlardır zira özellikle son zamanlarda oluşan duyarlılığa dayanarak (gerçekten) beka gözlüğüyle bakılması gereken belki de en önemli konu budur.

HIRÇIN AMA EMİN KARADENİZ

Ülkemizin bekasıyla alakalı en önemli eleştiri, Montrö sözleşmesini delmeye yönelik olduğu yönündeydi. Kısaca hatırlamak gerekirse Montrö uluslararası bir antlaşmadır, kıyısı olmayan ülkelerin savaş gemilerinin Karadeniz’e çıkışına süre ve tonaj sınırı getirmektedir. Bu sebeple genelde NATO, özelde ABD’nin donanma bulunduramadığı tek denizdir. Bugün sıradan bir vatandaşa bile “S400 bataryalarını nerelere yerleştirmek uygun olur” diye sorduğunuzda alacağınız cevapların arasında Karadeniz bulunmaz. Trakya ve Ege’ye Yunanistan’dan gelecek tehdit için birer tane, Mersin tarafına Doğu Akdeniz’i ve KKTC’yi korumak için, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’ya Suriye, Irak, İran, Ermenistan tarafından gelebilecek füzelere karşı kullanmak üzere yerleştirmek son derece mantıklı gelirken mesela Sinop’a yerleştirmek anlamsız gelecektir.

MONTRÖ-KANAL İSTANBUL BAĞLANTISI

Montrö, bu çerçeveden bakıldığında ülkemizin bekasını birinci dereceden ilgilendiriyor. Ancak anlaşmanın kapsamı yeterince bilinmediği için bazı noktalar yeterince tartışılmıyor. Mesela; Kanal İstanbul Montrö’yü bypass etmeye yetmez zira Çanakkale Boğazı da anlaşma kapsamındadır, bir tane de Kanal Çanakkale yapmanız gerekli. Aslında bu bile yetmiyor zira anlaşma Çanakkale Boğazı’nın Ege girişinden İstanbul Boğazı’nın Karadeniz çıkışına kadar olan alanı, yani Marmara Denizi’ni de kapsıyor. Şu halde Kanal İstanbul’un Montrö’yü delmeyi amaçladığını düşünmek pek mantıklı gelmiyor. Kaldı ki hükümet bu anlaşmadan da çekilme gücüne sahiptir, Türkiye ölçüsünde bir ülke için devasa sayılabilecek bir kaynağı bu kanal için ayırmaya hiç gerek yok.

GOEBEN UND BRESLAU (YAVUZ VE MİDİLLİ)

Az bilinen ve bu yüzden az tartışılan noktalardan bahsetmişken, bu konuyu daha da derinleştirerek başlığımızda geçen isimlere ve anlamlarına geliyoruz. Hepimizin daha ilkokul sıralarında okuduğu, küçük bir hatırlatmayla zihnimizde canlanacak isimlerin hayaletleri, Kanal İstanbul tartışmalarıyla beraber günümüzde dolaşmaya ve ülkemizin bekasını gerçekten tehdit etmeye başladı. Şimdi bu kısmı son zamanlarda yapılan tartışmaları hatırlayarak okuyun, ne kadar benzediğine şaşıracaksınız.

Hatırlanacağı üzere bu iki gemi Osmanlı Devleti’ni hiç istemediği halde Birinci Dünya Savaşı’na sokan gemilerdir. 10 Ağustos 1914’te İstanbul’a geldiler. Gemilerin İstanbul'a demirlemeleri Rusya, Fransa ve özellikle de Britanya'nın sert protestolarına neden oldu. Osmanlı Devleti savaşta hâlâ tarafsızdı ve uluslararası anlaşmalar gereği Alman gemilerinin boğazlardan geçişini önlemekle yükümlüydü. Bu sorunun etrafından dolanmak üzere Alman büyükelçisinin önerisiyle gemilerin Türk donanmasına katılması kararlaştırıldı. Protestolara cevap olarak söz konusu iki geminin parası peşin olarak ödenmiş olduğu halde Britanya hükûmetince gasp edilen iki gemi yerine Almanlardan satın alınmış olduğu bildirildi. Bu gemiler için 500.000 altın lira ödendiği ve isimlerinin Yavuz ve Midilli olarak değiştirilerek Osmanlı Donanması'na dâhil edildiği bildirildi. 16 Ağustos'ta gemilerin resmi devir töreni yapıldı; Alman bayrakları indirilerek direklere Osmanlı bayrağı çekildi ve Bahriye Nazırı gemileri Osmanlı donanmasına kabul etti. Ertesi gün Alman mürettebata fesler dağıtıldı. Alman Amiral Souchon hâlen gemilerin kumandanı kaldığı gibi Alman mürettebat da görevlerine devam ediyordu.

Ağustos'ta bir zafer bekleyen Almanya, Osmanlı İmparatorluğu'nun tarafsız kalmasından memnundu. Ayrıca Marmara Denizi'ndeki Goeben gibi "güçlü" bir savaş gemisi Kraliyet Donanması'nın Çanakkale Boğazı'na yaklaşmasını engelliyordu. Fakat Eylül'de alınan Birinci Marne Muharebesi yenilgisi ve Rusya'nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na karşı üstünlüğü Almanya'nın Osmanlı gibi bir müttefiki savaşta yanında görme isteğini arttırdı. Amiral Souchon, İmparator II. Wilhelm'den aldığı talimatla 14 Eylül 1914 tarihinden itibaren Osmanlı donanmasının tatbikat için Karadeniz'e açılması yönünde çaba harcamaya başlamıştır. Osmanlı hükûmeti 20 Eylül'de Amiral Souchon'un talebini reddetmiştir. Ancak aynı gün Enver Paşa, bir günlüğüne Karadeniz'e tatbikat amaçlı çıkış için izin vermişti. Aynı gün Sadrazam Said Halim Paşa, duruma karşı çıkmış, gemiler geri çağrılmıştır. Amiral tarafından birkaç kez yenilenen talep, Osmanlı hükûmeti tarafından her seferinde geri çevrilmiştir. Amiral Souchon 23 Eylül 1914 tarihinde talebi Osmanlı Donanması Komutanlığına getirilecektir.

OSMANLI DEVLETİ’NİN SAVAŞA GİRİŞİ VE ÇÖKÜŞÜNÜN KISA HİKAYESİ

Souchon'un Karadeniz'e açılma çabaları sürerken Osmanlı'nın 27 Eylül günü Çanakkale Boğazı'ndan bütün gemi geçişlerini yasaklaması -ki Rusya'nın mevcut olan ihracat-ithalat trafiğinin 90'ı o sıralarda bu rotadan sağlanıyordu- gerilimi daha da artırdı. Süregelen Rus ve Fransız diplomasisi Osmanlı İmparatorluğunu savaşın dışında kalmaya ikna etse de, 27 Ekim 1914 günü Amiral Souchon komutasında Goeben, Breslau ve dokuz Osmanlı savaş gemisinden oluşan bir filo Karadeniz'e açıldı. Karadeniz Baskını olarak adlandırılan bu harekâtta filo 29 Ekim 1914 sabahı Rus liman ve gemileriyle temas kurdu. Odessa, Sivastopol, Novorossiysk ve Kefe (Feodosya) limanlarını bombaladı.

2 Kasım'da Rusya, 5 Kasım'da Birleşik Krallık sırasıyla Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaş ilan ettiler. Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girmesi ile I. Dünya Savaşı'nda çok sayıda yeni cephe açıldı. Amirallik Birinci Lordu Winston Churchill, birkaç yıl sonra yazdığı anılarında Goeben'in Osmanlıları savaşa girmeye zorlayarak "Doğu ve Orta Doğu için bir geminin daha önce hiç getirmediği kadar fazla katliam, sefalet ve yıkım getirdiği" görüşünü dile getirmiştir.

SONUÇ

Bu acı hatıralardan önce Kanal İstanbul’u tartıştık. Ortada iki geminin Osmanlı Devleti’nin sonu olduğunu okuduk. Şimdi bunun sonuna da Ukrayna’daki güncel gelişmeleri ekleyelim ve ilk başta tamamen alakasız gibi görünen noktaların aralarında beliren bağlantıların nasıl bir resim oluşturduğunu görmeye çalışalım. Z Kuşağı varlığından bile habersiz ama X ve Y kuşakları gazete ve dergilerde verilen “noktaları birleştir bakalım ne resmi çıkacak” bulmacalarına bayılırdı. Olayları zaman sırasına koyalım ve baştan sona çizmeye başlayalım. Ukrayna’nın Kırım ve Donbas Bölgesinin Lugansk ve Donetsk kriz noktalarındaki Rus hareketlerine karşılık vermek için yanıp tutuşan ABD ve NATO’nun Yunanistan’a, burnumuzun dibindeki Dedeağaç’a, Bulgaristan’a yaptığı dev askeri yığınaklar başlangıç noktaları olsun. İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Montrö noktalarını da ekleyin, Ukrayna’daki noktalar dizisi boyunca çizmeye devam edip Ukrayna-Rusya sınırına gelince durun. Şimdi bir adım geriye çekilip ortaya çıkan resme kuş bakışı bakın. Ne görüyorsunuz? Kanal İstanbul sizin gözünüze de bir gemi gibi göründü mü?..

 
Etiketler: YAVUZ, VE, MİDİLLİ’NİN, 21., YÜZYILA, SEFER, HAZIRLIĞI:, KANAL, İSTANBUL,
Yorumlar
Haber Yazılımı