Yazı Detayı
03 Aralık 2013 - Salı 15:21
 
Siz Uyurken...
Kubilay Kaptan
kaptankubilay@gmail.com
 
 

SİZ UYURKEN;

Şu anda dünyanızın bütün yüzeyinin 40‘ı tarım için kullanıyor.

Geri kalan alanlar ise kısaca şu durumda;

  1. Artik ve Antartika (Kuzey ve Güney Kutbu).
  2. Sahara ve Avusturalya’nın büyük bir kısmı, Sibirya ve diğer tundralar (ağaçsız ovalar) henüz tarım için elverişli değildir.
  3. Yaşadığımız yerler: Şehirler ve kasabalar - ve bu yapılaşmayla beraber gelen alt yapılar - otoyollar, tren yolları, hava limanları, limanlar.
  4. Koruma altındaki bölgeler (Milli parklar gibi).
  5. Dünyanın kömür, petrol, altın, az bulunur madenleri, demir, bakır, çinko, mineraller ve fosfat gibi sonlu kaynaklarını çıkarmak için kullanılan alanlar.
  6. Kereste üretimi için planlı bir şekilde işletilen ormanlar.

Geri kalanı dünyanın Asya, Güney Amerika ve Afrika’da kalan tropik ormanlarıdır.

Durumumuzu çok açık yazalım;

“Gıdaya olan ihtiyaç ve bunun sonucu olarak tarım arazilerine olan ihtiyaç

2050 yılında en az 2 katına çıkacak.”

2000’den bu yana, on binlerce arazi, Çin, Suudi Arabistan, Katar, Norveç, Fransa, İngiltere, Almanya, Endonezya ve Amerika Birleşik Devletleri kökenli hükümetler, hükümete bağlı kuruluşlar ve yatırımcılar, tarafından satın alınıyor.

Bu organizasyonlar Afrika’dan Asya’ya ve Güney Amerika’ya kadar dünyanın pek çok farklı yerinde büyük araziler satın alıyor. Bu arazileri, kereste üretimi, maden araştırmaları, ender kaynakların çıkarılması, fosfat kullanımı veya bazen sadece tarımsal araziye dönüştürmek için kullanıyorlar.

Tam bu noktada biraz ara verip ülkemizin durumuna bakmak istiyorum; Türkiye Ziraatçılar Odası’nın raporuna göre;

  • 2010 itibariyle ülkemizde 24 milyon 294 bin hektar tarım alanı bulunuyordu. 10 yıl önce bu rakam 27 milyon 856 bin hektar idi. Sadece 10 yılda 3,5 milyon hektar tarım arazisi kaybedildi.
  • 2010 yılında bu toprakların 18,8 milyon hektarı ekiliyordu. 10 yıl sonra ekili toprakların miktarı 16,2 milyon hektara geriledi.
  • 2001 ile Toprak Koruma Yasası’nın çıktığı 2005 arasında amaç dışı kullanıma izin verilen tarım toprağı miktarı, 438 bin 902 hektardı.
  • Çıkarılan bir yasa ile yabancı özel veya tüzel kişilere satılabilecek tarım arazisi miktarı 2,5 hektardan 30 hektara çıkarıldı. Bakanlar Kuruluna bu rakamı iki katına çıkarma yetkisi de tanındı. Yetmemiş gibi birde karşılılıklar ilkesi kaldırıldı.
  • Bu yasanın ortaya koyduğu rakamlarda şu şekildedir;

Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923’ten 2002 yılına kadar yabancılara satılan toplam tarım arazisi 11 milyon metrekaredir.

  • 2003-2012 yılları arasında yabancılara satılan toprak miktarı 90 milyon metrekaredir. Sadece 2012’de yasanın çıktığı 18 Mayıs’tan kasım ayına kadar satılan tarım topraklarının büyüklüğü yaklaşık 80 yıllık dönemin on katına yakındır.
  • 5403 sayılı Kanununa göre mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri tarımsal üretim amacı dışında kullanılamıyor.  Ancak, doğal afet sonrasında geçici yerleşim ihtiyacı, petrol ve doğalgaz arama ve işletme faaliyetleri ve bakanlıklara kamu yararı kararı alınmış plan ve yatırımlar, ‘alternatif alan bulunmaması ve Toprak Koruma Kurulu’nun uygun görmesi şartıyla’ tarım dışı kullanıma tahsis edilebiliyor.
  •  Son çıkarılan Büyükşehir Yasası ile 16 bin köyün tüzel kişiliği kaldırılıyor. Dolayısıyla bu köylerin kullanım alanları içinde bulunan tarım toprakları, kıyı alanları, meralar büyükşehir belediyelerin hazırladığı plan ve yatırımlar uyarıncaya ilgili yönetmelikler izlenerek, başka bir deyişle ‘kılıfına uydurularak’ tarım dışı amaçlarla kullanıma açılacak.
  • Ekilebilir tarım arazilerinin bir bölümü ise çiftçilerimizin son yıllarda girdi maliyetlerindeki artışa karşın üretim fiyatlarının düşük kalmasından kaynaklanan nedenlerle ekilmemektedir.

Gıdaya olan ihtiyaç ve bunun sonucu olarak tarım arazilerine olan ihtiyaç 2050 yılında en az iki katına çıkacak ve biz yabancılara milyonlarca metrekare ‘tarım arazisi’ sattık, satıyoruz.

‘Kendi ayağına kurşun sıkmak’ sözü bu gibi durumlarda söyleniyor sanırım!

Sadece son 12 sene içinde, yaklaşık 50 milyon hektar arazi el değiştirdi. Bu büyüklük Batı Avrupa’nın yarısına eşittir.

Fakat önemli nokta bu değildir.

Arazi kullanımı, arazi azalması, doğal ortam kaybı ve çevre kirliliği canlı türlerinde kayıplara neden oluyor.

Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN)- biyoçeşitlilik konusunda dünyanın önde gelen otoritesi – şu tahminde bulunmaktadır;

“2012 yılı itibariyle amfibilerin (yüzergezerlerin) yüzde 41’i, mercan resiflerinin yüzde 33’ü bütün memelilerin yüzde 25’i ve bütün kuşların yüzde 13’ü tükenme tehlikesi altındadır.”

Şuanda normalde olması gereken hızın BİN KATI bir hızda canlı yaşam tükenmektedir.

Bunun da çok açık anlamı şudur; insanoğlunun devam eden faaliyetleri dünya üstünde, 65 milyon önce Dinozorların dünya üstünden silinmesinden daha büyük bir toplu kıyıma neden olmaktadır.

Gazeteler, televizyon ve çevreci faaliyetler bu tükenişi göstermek için genelde küçük bir kutup ayısını gösterirler ve ‘işte bu’ derler.

Fakat o küçük kutup ayısını veya onun cinsini kaybetmek buzdağının sadece görünür kısmıdır. Artık daha fazla düşünmemiz gereken durum içinde yaşadığımız tamamının kaybedilme riskidir.

Dr. Kubilay Kaptan

 
Etiketler: Siz, Uyurken...,
Yorumlar
Haber Yazılımı