Yazı Detayı
05 Şubat 2014 - Çarşamba 15:59
 
SAVAŞÇILIK OYNAYALIM!
Kubilay Kaptan
kaptankubilay@gmail.com
 
 

1997 Nisanı’nda, Brezilya’da televizyon izleyicileri bir oylamaya davet edildi: Silahlı bir saldırının genç failine nasıl bir ceza verilmeliydi? Ezici bir çoğunluğun oyu genç saldırganın yok edilmesi yönündeydi: Oylama sonucunda, ölüm cezası oyları hapis cezalarının iki katı çıkmıştı.

1998’in başlarında, gazeteci Samuel Blixen iki farklı soygun olayı arasında bir karşılaştırma yaptı. Uruguay’ın en gösterişli suçlu çeteleri tarafından gerçekleştirilen elli silahlı soygunun toplam ganimeti beş milyon dolar değerindeydi. Bir banka ve finansçının tek bir kurşun atmaksızın, tabancasız ve tüfeksiz yaptığı iki soygunun toplamı yetmiş milyon dolardı.

Çok eskiden 1252 yılında Papa IV Inocencio sapkınlığından şüphelenilenlere azap çektirilmesini emrediyordu. Engizisyon yirminci yüzyıl teknolojisinin endüstriyel mükemmellik seviyesine yükselttiği acının üretimini geliştirdi. Uluslararası Af Örgütü elli ülkede elektrik şokuyla işkencenin sistemli olarak uygulandığını belgeledi. On üçüncü yüzyılda, iktidarlar hiçbir şey saklamadan açık açık konuşuyordu; şimdi işkence yapılıyor, ama söylenmiyor. İktidarlar kötü kelimelerden kaçınıyor. 1996 sonlarında, İsrail Yüksek Mahkemesi, Filistinli mahkumlara işkence yapılmasına yetki vererek bunu ılımlı fiziksel baskı olarak adlandırdı. Latin Amerika’da işkence yasal baskı olarak adlandırılır. Adli suçlular ya da adli suçluya benzeyenler ülkelerimizin karakollarında her zaman, ‘baskı’ görürler.

ABD vatandaşlarının elinde 230 Milyon ateşli silah var. Bu bebekleri ve kısa pantolonlu çocukları dışarı da bırakırsak, her ruha bir silah ortalaması anlamına geliyor. Aslında nüfusun üçte biri ateşli silahlara sahip. Bu üçte bir için, silah sevilen kadın gibi, onsuz uyunmaz ve kredi kartı gibi, onsuz dışarı çıkılmaz. Bütün dünyada, ev hayvanı olmanın lüksünü yaşayan köpeklerin sayısı günden güne azalırken, önlerine konacak kemiği kazanmak için yabancıları korkutmak zorunda kalanlar her gün artıyor. Otomobil alarmları ve kadınların çantasında, erkeklerin cebinde deli gibi çınlayan küçük kişisel alarmlar su gibi satılıyor. Bir de elektronik taşınabilir titreşimli aletler ya da şüpheliyi bayıltan şok aletleri, uzaktan tutulan spreyler var. İsmiyle yüzyıl sonu tutkularını çok iyi adlandıran Security Passions (Güvenlik Tutkuları) şirketi geçenlerde piyasaya bakışları üzerine çeken, ama kurşunları geri çeviren bir ceket sürdü. “ Kendinizi ve ailenizi koruyun” tavsiyesinde bulunuyor bu sportif görünümlü deri zırhların internetteki reklamı. Kolombiya’da her zaman iyi iş yapan kurşun geçirmez yelek fabrikaları her gün daha çok çocuk yeleği satıyor.

Çocuklarda Silah Alabilsinler

ABD’de yaşı küçük olanlara ateşli silah satışı yasak, ama nedense reklamlar bu müşteri grubunu hedef alıyor. National Rifle Association’un bir bildirisi atış sporlarının geleceğinin, ‘torunlarımızın elinde’ olduğunu söylüyor ve National Shooting Sports Foundation’ın bir broşürü on yaşındaki herhangi bir çocuğun evde yalnız kaldığında ya da bir şey almak için tek başına dışarı çıktığında bir ateşli silah alması gerektiğini iddia ediyor. New England Fİrearms fabrikasının kataloğunda ‘hepimizin sevdiği bu sporların geleceğinin’ çocuklar olduğu söyleniyor.

Violance Policy Center’ın verilerine göre, ABD’de kurşunlar her gün cinayet, intihar ya da kaza olarak on dokuz yaşından küçük on dört delikanlıyı ya da çocuğu öldürüyor. Ülke, çocuk kurşunlamaları yüzünden tedirgin ve tiksintiyle homurdanıyor. Her üç kurşunlamanın ikisinde, neredeyse hep beyaz, çilli bir çocuk ortaya çıkıyor ve sınıf arkadaşlarını ya da öğretmenlerini tarıyor.

Kamu güvenliğini gerekçe ya da bahane olarak kullanmayan ülke yok. Gizli kameralar ve gizli mikrofonlar bankalara, süpermarketlere, bürolara stadyumlara giriyor, bazen özel hayatın sınırlarını aşıp herhangi bir vatandaşın yatak odasındaki adımları bile izliyor. Televizyonun düğmelerinde gizli bir göz olmasın sakın? Kül tablasından dinleyen alıcılar?

Büyük işlerin çoğu suçu harekete geçiriyor ve suçtan besleniyor. Hiçbir zaman, bu kadar ekonomik kaynak, teknolojik ve bilimsel bilgi ölümün üretimini desteklemek için seferber edilememiştir. Dünyaya en çok silah satan ülkeler dünya barışını üstlenenlerle aynı. Şanslarına, barış tehdidi zayıflıyor, kara bulutlar artık uzaklaşıyor, savaş pazarı kendini toparlıyor ve karlı kan dökme işi vaatkar  bakış açıları sunuyor. Silah fabrikaları ihtiyaçları ölçüsünde düşmanlar yaratan fabrikalar gibi çalışıyor.

Soğuk Savaş’ın ardından birkaç yıllık düşüşten sonra, silah satışı tekrar arttı. Dünya silah pazarı 1996 yılında, toplam kırk milyar dolarlık bir faturayla yüzde sekiz artış gösteriyordu. Alıcı ülkelerin başında dokuz milyar dolarla Suudi Arabistan geliyor. Bu ülke, uzun yıllardan beri aynı zamanda insan haklarını ihlal eden ülkelerinde başında geliyor.

1968’de, bir kurşun yüzünü paramparça etmeden iki ay önce, Dr. Martin Luther King ülkesinin ‘dünyadaki en büyük şiddet ihracatçısı’ olduğunu açıkladı. Otuz yıl sonra, rakamlar dünyanın silaha harcadığı on dolardan dördünün ABD’ye gittiğini gösteriyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü verileri, en büyük silah satıcılarının ABD, Büyük Britanya, Fransa ve Rusya olduğunu belirtiyor. Listede birkaç sıra geriden de Çin geliyor. Bu ülkeler, tesadüf bu ya, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı bulunan beş ülke. Herkesin bildiği gibi veto hakkı karar gücü anlamına gelir. Kurul konuşur ya da susar, Konsey yapar ya da yapmaz. Bir başka deyişle, dünya barışı silah ticaretinden en büyük payı alan beş gücün ellerinde.

Sonuç hiç de şaşırtıcı değil. Güvenlik Konseyi ‘nin daimi üyeleri canlarının istediğini yapma hakkının keyfini çıkarıyor. Son yirmi yılda, mesele ABD Panama şehrinin en yoksul mahallesini, serbestçe bombalayabildi sonra Irak’ı dümdüz etti. Rusya Çeçenistan’daki bağımsızlık çığlıklarını kana bulayarak cezalandırabildi. Fransa Pasifik’i nükleer denemeleriyle kirletebildi. Çin 1989 ortalarında Tienanmen  Meydanı’nda otomatik tüfeklerle taranıp yere düşen insanların on katını her yıl yasal olarak kurşuna dizmeye devam edebiliyor. Daha önce Malvin Adaları’ndaki savaşta olduğu gibi, Panama’nın işgali de askeri  havacılığın yeni modellerinin yeterliliğinin denenmesine yaradı. Televizyon, Irak’ın işgalinin pazara sürülen yeni silahların ‘Büyük Bağdat Fuarı’na, ölümdeki yenilikleri görmeye gelin’ sloganıyla teşhir edildiği evrensel bir vitrine çevirdi.

Theodore Roosevelt, ‘hiçbir barışçıl zafer, savaşın mükemmel zaferi kadar ihtişamlı olamaz’ derken ne dediğini gayet iyi biliyordu. 1906’da Nobel Barış Ödülü’nü ona verdiler.

Dünyada otuz beş bin nükleer silah var. Bunun yarısı ABD’nin, diğer yarısı Rusya’nın ve küçük ölçüde diğer güçlerin elinde. Nükleer tekelin sahipleri, Pakistan, Hindistan ya da her kim olursa kendi bombasını yapma düşünü gerçekleştirmeye kalkınca kıyameti koparıyor. İşte o zaman bu silahların dünyaya karşı ölümcül tehdidini kınıyorlar. Bu silahlardan her biri onlarca milyon insanı öldürebilir ve birkaç tanesi insanın gezegende macerasını bitirmeye yeter, gezegeni de tabii. Ama büyük güçler hiçbir zaman Tanrı’nın bu tekeli onlara verme kararını ne zaman aldığını ya da bu silahları üretmeye neden devam ettiklerini söylemiyorlar.

Her savaşın bir düşmana, hatta mümkünse birden fazlasına ihtiyaç duymak gibi bir zaafı vardır. Kendiliğinden ya da provokasyon sonucu gerçek ya da üretilmiş bir tehdit ya da saldırı olmadan savaş çok az inandırıcı olurdu ve silah arzı dramatik bir talep düşüşü sorunuyla karşı karşıya kalabilirdi. 1989’da, dünya pazarına askeri üniformalı, asker selam veren yeni bir Barbie Bebek sürüldü. Barbie bebek askeri kariyerine başlamak için kötü bir zaman seçmişti. O yılın sonlarında, Berlin duvarı yıkıldı ve hemen ardından her şey çöktü. Şer İmparatorluğu devrilmişti ve birdenbire Şeytan zor durumda kaldı. Pentagon bütçesi ve silah ticareti ilk bakışta zor durumdaydı.

Düşman aranıyor.

Yıllar öncenin kötüleri Almanlar ve Japonlar artık iyi olmuşlardı. Ruslar günden güne azı dişlerini ve keskin kokularını kaybettiler. Kötü adam yokluğu sendromuna Hollywood’da acele bir çözüm bulundu. Ronald Reagan, parlak peygamber, uzayda savaşı kazanmak gerektiğini ilan etti. Hollywood’un bütün yeteneği ve parası galaksilerde düşman üretimine adandı. Dünya dışı işgal önceden de sinemanın konusu olmuştu, ama ne acı çekmişti ne de zafer kazandırmıştı. Film stüdyoları korkunç Marslıların ve diğer sürüngenlerin ya da ahmakları kandırmak veya maliyetleri düşürmek için yaratılan ilginç böceklerin tehdidini sergilemek için aceleyle kolları sıvadı ve müthiş gişe hasılatları yakaladılar.

Bu arada, burada, dünyada, manzara iyileşti. Kötülük arzının düştüğü bir gerçek, ama Güney’de uzun ömürlü alçaklar var olmayı sürdürüyor. Pentagon kırk yıllık vefakar hizmeti için Fidel Castro’nun heykelini dikmeli. Vaktiyle çok talep gören Muammer Kaddafi pek değerli bir alçak olmuştu, seksenli yıllarda iyi çocuk olan Saddam Hüseyin, doksanlarda kötülerin kötüsü oluverdi. O kadar faydalıydı ki 1998’in başlarında, insanlar Başkan Bill Clinton’un cinsel alışkanlıklarını konuşmayı bıraksın diye ABD Irak’ı ikinci kez işgal etmekle tehdit etti.

1991’in başlarında, George Bush, uzak yıldızlarda düşman aramaya koyulmaya gerek olmadığını bildirdi. Panama’yı işgal ettikten sonra ve Irak’ı işgal ederken ağzında ki baklayı çıkardı: “Dünya çok tehlikeli bir yer.”

 Bertolt Brech, banka soymak suçtur, ama banka kurmak daha büyük bir suçtur, diyordu. Savaştan sonra, İsviçre diktatörlerin, hırsız politikacıların, vergi kaçakçısı dolandırıcıların, silah ve uyuşturucu tacirlerinin uluslararası Ali Baba mağarasına döndü. Zürih’teki Banhofstrasse’nin ya da Cenevre’deki La Correterie’nin göz kamaştırıcı kaldırımlarının altında yağmaların ve sahtekarlıkların banknot dağlarına ve külçe altınlara dönüşmüş meyveleri gözlerden uzakta uyuyor.

Para ne kadar kirli gelirse gelsin, aklama süreçleri ne kadar karmaşık olursa olsun, bu çamaşırhane geriye hiçbir iz bırakmıyor. Seksenli yıllarda, Ronald Reagan ABD’ye başkanlık ederken,  Zürih Albay Olive North’un çok yönlü manipülasyonlarının operasyon merkeziydi. İsviçreli yazar Jean Ziegler’in ortaya çıkardığına göre, ABD silahları, bunların bedelini morfin ve eroin olarak ödeyen düşman ülke İran’a ulaşıyordu. Bu uyuşturucular İsviçre’den dağıtılarak satılıyor, sonradan Nikaragua’da okulları ve kooperatifleri bombalayan paralı askerleri finanse eden para İsviçre’de bankaya yatıyordu. O zamanlar Reagan bu paralı askerleri ABD’nin kurucu atalarıyla karşılaştırıyordu. 1976’dan beri terör uygulanarak vatan için kendilerini feda eden Arjantinli subayların paraları da İsviçre’ye geldi. Yirmi iki yıl sonra hukuki araştırmalar bu buzdağının tepesini açıkladı.

 

Savaşçılık Oynayalım/1

Yenuri Chihuala 1995’te, Peru ve Ekvator arasındaki sınır savaşları sırasında öldü. On dört yaşındaydı. Lima’nın yoksul mahallelerinde yaşayan pek çok diğer delikanlı gibi zorla askere alınmıştı. Geride hiçbir iz bırakmadan onu alıp götürmüşlerdi.

Televizyon, radyo ve yazılı basın Peru için canını feda eden gençlik  örneği olarak şehit çocuğu göklere çıkardı. Yine o savaş günlerinde, El Comercio gazetesi ilk sayfasını spor ve polisiye sayfalarında lanetler yağdırdığı gençleri yüceltmeye ayırıyordu. Los Cholos Trinchudos, Yerlilerin torunları, diken saçlı kara derili yoksullar, savaş meydanlarında üniforma giyince vatan kahramanlarıydı, ama aynı soylu vahşiler sivillerini giyip şehirlerin sokaklarına ve futbol stadyumlarına dağıldıklarında doğuştan şiddete eğilimli tehlikeli canavarlardı.

Svaşçılık Oynayalım/2

Video oyunlarının her yaştan ve gittikçe artan müptelaları var. Savunucuları, video oyunlarındaki şiddetin masum olduğunu söylüyor; çünkü bu oyunlar haberleri taklit ediyor ve antrenmanlar çocukları sokaktaki tehlikelerden, gençleri ve yetişkinleri ise sigaradan uzak tutmaya yarıyor.

Video oyunlarının dili, makineli tüfek tıkırtısından, dehşet verici müzikten, ölüm çığlıklarından ve havlayan emirlerden oluşuyor;  Finish him! (Bitir işini.), Beat’em up!(Devir Onları!), Shoot’em up!(Ateş Et). Geleceğin savaşları, savaş olarak gelecek: en popüler video oyunları, oyuncunun hiç tereddüt etmeden, kıpırdayan her şeye ateş etmesini gerektiren savaş meydanlarında geçiyor. Küstah uzaylılar, gaddar robotlar, insan kılığındaki çapulcu güruhlar, dehşetengiz siber şeytanlar, kılık değiştiren canavarlar ve ateş saçan iskeletler şeklinde kaçışan düşman saldırılarına karşı ne kararsızlığa ne de ateşkese yer var. Oyuncu, ne kadar düşman öldürürse zafere o kadar yaklaşır. Artık bir klasik olan Mortal Kombat’te düşmanın boynunu vurup kafasını kökünden koparan ya da kanlar içindeki yüreğini göğsünden söküp dışarı saçan ya da beynini patlatıp bin parçaya ayıran atışlara ekstra puanlar veriliyor.

Çok az da olsa savaşla ilgili olmayan video oyunları da var. Mesela otomobil yarışları. Bunlardan birinde, puan toplamanın biri de yayaları ezmek.

 
Etiketler: SAVAŞÇILIK, OYNAYALIM!,
Yorumlar
Haber Yazılımı