Yazı Detayı
08 Haziran 2019 - Cumartesi 10:04
 
NÜKLEER SANTRAL – NÜKLEER SİLAH İLİŞKİSİ
Erdoğan MERT
e.mert@outlook.com
 
 

Nükleer enerji, diğer enerji kaynaklarına göre az tanınan, enerji niteliğinden fazla silah niteliğiyle, dolayısıyla korkuyla hatta dehşetle zihinlere kazınmış bir enerji türüdür. Elektrik enerjisi üretmekte kullanılan nükleer enerji santrallerine sahip bir ülkenin nükleer silah üretme kabiliyetine sahip olmasının sadece siyasi bir karar olduğu, yeterince kararlı olunduğunda “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması”nın bile buna engel olamayacağı inancı ülkemizde yaygındır. İran’ın bu yöndeki çabaları bu yöndeki kanıtlardan birini oluşturmaktadır. Yine İsrail’in elinde nükleer silahlar olduğu ancak adı geçen yasaya muhalefet etmiş olmamak için elinde nükleer silah olduğunu onaylamadığı, ancak rakiplerine gözdağı vermek için aslında elinde nükleer silah olmadığı halde, bu yöndeki iddiaları reddetmeyerek taktik bir üstünlük sağladığı da iddia edilmektedir.

Türkiye, yakın zamanda enerji ihtiyacını karşılamak üzere kaynak çeşitliliği ve enerji bağımsızlığı çerçevesinde nükleer santral yaptırma kararı almıştır. Bu kararın enerji ihtiyacı sebebiyle alınmadığı, aslında var olan elektrik enerji üretim kapasitesinin tüketimi on yıllar boyu karşılamaya yeteceği ve dolayısıyla yapılması planlanan 3 adet santralin üretimlerinin bir arz fazlası olacağı, asıl sebebin, enerji santralleri vasıtasıyla nükleer silah sahibi olmak olduğuna dair iddialar da mevcuttur.

NÜKLEER ENERJİ

Nükleer enerji, 1879 yılında Uranyum’un keşfi ile başlayan ve 1934 yılında atomun parçalanması ile devam eden süreçte politikacılar, bilim adamları ve sanayicilerin gündemine girmiştir. Diğer birçok teknolojik gelişmede olduğu gibi önce askeri savunma alanında başlayan çalışmalar daha sonra ticari olarak devam etmiştir. ABD ve Rusya başta olmak üzere birçok ülke nükleer enerjiden faydalanılması yönünde yoğun çalışmalar gerçekleştirmiş, bu çalışmaların neticesinde atomların parçalanması sonucu açığa çıkan ısı enerjisini elektrik enerjisine dönüştürecek sistemler geliştirilmiştir. Bu sistemler, diğer bir deyişle nükleer santraller, nükleer enerjinin güvenli, kontrollü ve sürdürülebilir bir şekilde elde edilmesini sağlamaktadır. Nükleer santrallerin yaygınlaşması 1970’li yılların başındaki petrol krizi ile birlikte başladı. Petrol ve diğer hidrokarbon kaynaklarına sahip olmayan ülkeler, bu kaynaklara olan bağımlılıklarını azaltmak ve enerji arz güvenliklerini temin etmek için nükleer santrallere yöneldiler. Nükleer santraller tüm dünyada hızlı bir şekilde işletmeye alınırken, 1979 yılında ABD’de yaşanan Three Mile Island (TMI) ve 1986 yılında Sovyet Rusya’da (bugün Ukrayna sınırları içinde) yaşanan Çernobil kazaları ile görece bir yavaşlama olsa da nükleer santraller tüm dünyada kurulmaya devam etti.

Bu kazalardan çıkarılan dersler ışığında “nükleer güvenlik kültürü” kavramı gündeme geldi. Tüm dünyada daha güvenli nükleer santrallerin kurulması ve işletilmesi için hem idari hem de teknik açıdan gelişimler yaşandı. Bir yandan nükleer alanda denetleme ve düzenleme yapacak kurumlar kurularak yürütülen faaliyetlerin takibi ve kontrolü yapılmaya başlandı; diğer taraftan ise daha güvenli malzeme, takım ve sistemlerin üretimi için yeni teknik, teknoloji, standardizasyon ve kalite sistemleri geliştirildi.

TÜRKİYE’DE NÜKLEER ENERJİ

Türkiye'de nükleer çalışmalar, nükleer teknolojiye sahip olmayan pek çok Avrupa ülkesiyle eş zamanlı olarak, "atom enerjisinin barışçı amaçlarla kullanılması" konusunda düzenlenen 1. Cenevre Konferansı'ndan hemen sonra 1955 yılında başlatılmıştır. 1961 yılında, Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde, eğitim ve temel araştırmalar için yararlanılan 1 MW gücünde bir deney reaktörü işletmeye alınmıştır. Elektrik üretimi amacıyla kurulması tasarlanan nükleer santralle ilgili ilk fizibilite etütleri 1968 yılında başlatılmıştır. 1972-74 yıllarında yapılabilirlik etütleri ve yer araştırmaları değişen şartlara göre revize edilmiş, 1976 yılında Silifke'nin batısındaki Akkuyu mevkii ilk kuruluş yeri olarak seçilmiş ve yapılan geniş kapsamlı araştırmalara dayanarak Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu'ndan yer lisansı alınmıştır. 1976 yı­lın­da nük­le­er san­tral iha­lesi için gi­ri­şim­de bu­lu­nul­du ve tek­lif­le­rin de­ğer­len­di­ril­me­si so­nu­cun­da 1977'de ASE­A-ATOM ve STAL-LA­VAL fir­ma­la­rı ile söz­leş­me ön­ce­si gö­rüş­me­ler baş­la­dı an­cak 12 Ey­lül 1979'da gö­rüş­me­ler çe­şit­li se­bep­ler­den sonuçlanmadı.

1982 yılında herhangi bir ihale açılmadan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TA­EK) Baş­kan­lı­ğı ara­cı­lı­ğıy­la Ato­mic Energy of Ca­na­da Li­mi­ted (AECL), Sie­mens-Kraft­werk Uni­on (KWU) ve Ge­ne­ral Elec­tric (GE) fir­ma­la­rın­dan tek­lif­ler top­lan­dı. 30 Ağus­tos 1984'te bu fir­ma­larla ya­pı­lan pa­zar­lık gö­rüş­me­le­rin­de an­laş­ma sağ­lan­sa da hü­kü­met, nük­le­er san­tral­le­rin anah­tar tes­li­mi esa­sı­na gö­re baş­lat­tı­ğı iha­le­nin te­mel şar­tı­nı "Yap-İş­let-Dev­ret" şar­tı­na dö­nüş­tür­dü­ğü­nü açık­la­yın­ca, KWU ve ken­di­si­ne Ak­ku­yu ye­ri­ne Si­nop nük­le­er si­ti tek­lif edil­miş olan GE fir­ma­la­rı iha­le­den çe­kil­di. Öte yandan, 2 Ka­sım 1983 tarihinde devlet kuruluşlarının reorganizasyonu kapsamında tüm nükleer konuları bir çatı altında yürütmek üzere Nükleer Elektrik Santralleri Kurumu: NELSAK kararnamesi hazırlandı, onaylandı ve dönemin cumhurbaşkanı Kenan Evren Türkiye'de üç ayrı tipte üç nükleer santralin kurulacağını açıkladı. Fakat NELSAK kararnamesi hiçbir zaman uygulanmadı. Mart 1985'te AECL ile görüşmelere devam edildi ve ağustos ayında ön protokol imzalandı. Ancak, Kanada hükümetinin ön protokole bağlanan şartları ve finansmanın 60'ını (geri kalan 40'ını TEK ve Türkiye üstlenecekti) garanti etmeyi kabul etmemesi üzerine 1986 yılı başlarında AECL ile yapılan görüşmeler de durduruldu. Nisan 1986'da Sovyetler Birliği'nde meydana gelen Çernobil reaktör kazasından ötürü Türkiye'de de nükleer santrallerle ilgili çalışmalar askıya alınmıştır. 1988 yılında TEK Nükleer Santraller Dairesi kapatıldı.

1989'da Arjantin ile 25 MW'lık pasif sistemli modüler prototip projesine girişilmek istenmiş, 1991 başlarında yeterli görülmeyen bu girişimden vazgeçilmiştir. 1992 yılında dünyadaki belli başlı firmalara birer mektup gönderilerek, 2002 yılında devreye girecek biçimde ve 1000 MW gücünde bir veya iki üniteli santralin anahtar teslimi veya Yap-İşlet-Devret modeli ile kurulması için teknik ve mali konularda bilgi istenmiştir. Aynı yılın aralık ayında dönemin Ener­ji ve Ta­biî Kay­nak­lar Ba­ka­nı Mehmet Ersin Faralyalı'nın Ba­kan­lar Ku­ru­lu'na sun­du­ğu bir ra­por­da, ül­ke­nin baş­ka ener­ji kay­nak­la­rı ih­das et­me­di­ği tak­dir­de 2010 yı­lın­da bü­yük bir ener­ji kri­zi­ne dü­şe­ce­ği­ne ve bu­nu önlemek için de mut­la­ka nük­le­er ener­ji­den ya­rar­la­nıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ne dik­kat çe­kmiştir. Bu­nun üze­ri­ne 1993 yılı ba­şlarında top­la­nan Bi­lim ve Tek­no­lo­ji Yük­sek Ku­ru­lu nük­le­er ener­ji­den elek­trik üre­ti­mi­ni ül­ke­nin üçün­cü ön­ce­lik­li me­se­le­si ola­rak tes­pit et­ti. 1995 yılında TEAŞ, nükleer santral ihalesinin ön incelemelerini yapmak üzere danışman olarak Güney Kore'nin KAERI firmasıyla anlaştı. 1996'da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın görevlendirdiği üç danışman ile TEAŞ Nükleer Santraller Dairesi'nden iki elemandan oluşan bir komisyon ihale şartnamesine son şeklini verdi. 17 Ekim 1996'da Resmi Gazete'de Akkuyu Nükleer Enerji Santrali için ihale açılmış olduğu ilan edildi. 15 Ekim 1997’de AECL, NPI (Nuc­le­ar Po­wer In­ter­na­tio­nal/Sie­mens ve Fra­ma­to­me Kon­sor­si­yu­mu) ve WES­TING­HOU­SE (Mit­su­bis­hi ile bir­lik­te) tek­lif­le­ri­ni sun­du­lar fakat 2000 senesinde hükümet bu projenin sonuçlandırılmasından ve ülkede nükleer santral kurulmasından vazgeçtiğini açıkladı.

Mayıs 2004'te dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, "Yakında bu santrallerin üreticisi ülkelerle görüşeceğiz." diyerek nükleer enerji santrali konusunu yeniden gündeme getirdi. Güler yaptığı açıklamada nükleer santraller konusunda teknik incelemelerin sürdüğünü, kurulmasında şartname aşamasına gelindiğini ve kısa zamanda görüşmelerin yapılacağını açıkladı. Aynı açıklamada, santrallerin işletilmesi özel sektörde olacağı ve santrallerin yeri konusunda araştırmaların sürdüğü, daha önce santralin kurulacağı yer olarak tespit edilen ve çevreci grupların karşı çıktığı Mersin'deki Akkuyu bölgesinin de alternatiflerden biri olarak gündemde olduğu ifade edildi. 2005'in ocak ayında 2005 yatırım programına alınan üç santral için Elektrik Üretim A.Ş. ile Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun yatırım bütçesine 7 milyon TL'lik ödenek konuldu. Haziran 2005'te dönemin Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanı Okay Çakıroğlu, ilk santralin 2012'de açılacağını belirtti. Güler, ilk santralın inşaatına 2007'de başlanılacağını Şubat 2006'da açıkladı.

2010-2020 arasında 5 bin megavatlık üç nükleer santral kurmayı amaçlayan "Nükleer Enerji Yasası", 17 Ocak 2007'de çıkarıldı. Ancak dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, santrali kuracak şirketin yapısı, denetimi, söküm masrafı gibi alanlarda anayasaya aykırılıklar olduğu gerekçesiyle yasanın üç maddesini veto etti.

Ülkemizin yarım asırlık nükleer güç santrali kurma hedefi, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Arasında Akkuyu Sahasında Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma”nın 12 Mayıs 2010 tarihinde imzalanmasıyla gerçekleşmeye başlamıştır. Söz konusu Anlaşma, 15 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş, 6 Ekim 2010 tarihli ve 27721 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Geçtiğimiz süre zarfında Çevre ve Şehircilik Bakanlığından ÇED olumlu kararı (1 Aralık 2014) ve EPDK’dan 36 ay süreliğine elektrik üretim ön lisansı alınmıştır. Akkuyu Nükleer A.Ş.’nin hazırladığı Saha Parametreleri Raporu TAEK tarafından 9 Şubat 2017 tarihinde onaylanmıştır. 3 Mart 2017 tarihinde Akkuyu Nükleer A.Ş., hazırladığı Ön Güvenlik Analiz Raporu (ÖGAR) ile İnşaat Lisansı başvurusu yapmış, TAEK tarafından yapılan inceleme ve değerlendirmelerden sonra 19 Ekim 2017 de “Sınırlı Çalışma İzni” onaylanmıştır. Sınırlı Çalışma İzni ile Akkuyu sahasında birinci ünitenin temel altı betonu atılmış nükleer güvenlikle ilgili olmayan yapıların inşası başlamıştır. İnşaat Lisansı ise 2 Nisan 2018 tarihinde TAEK tarafından onaylanmış, böylece Akkuyu Nükleer Santralinin ilk ünitesinin temeli yapılan törenle atılmıştır. Bu ünitenin 2023 yılında işletmeye alınması planlanmaktadır.

Ülkemizin ikinci nükleer santral projesi olan Sinop Nükleer Santrali için 3 Mayıs 2013 tarihinde Japonya ile nükleer santral yapımı ve işbirliğine ilişkin hükümetler arası anlaşma imzalanmıştır. Bu konuda çalışmalar devam etmektedir. Ancak Japonya'nın Sinop'ta  Japon - Fransız ortaklığıyla inşa edilmesi planlanan Türkiye'nin ikinci nükleer santrali projesinden çekildiği ileri sürüldü. Japon Nikkei gazetesi, Japonya'nın  Türkiye'de nükleer enerji santralı kurma projesinden vazgeçmeye hazırlandığını bildirdi. Japonya'nın liderliğinde kamu ve özel kurumların oluşturduğu bir konsorsiyum tarafından üstlenilen projenin maliyetinin ilk tahminlerin iki katına çıkarak yaklaşık 5 trilyon yene, (44 milyar dolar) yükseldiği bildirildi. Bu durum, projenin birincil müteahhidi olan Mitsubishi Heavy Industries Ltd ve diğer ortaklarının projeyi sürdürmesini güçleştiriyor.

Nükleer güç santrallerini, sadece elektrik üretim tesisleri olarak değerlendirmemek gerekir. Yaklaşık 550 bin parçadan oluşan nükleer santral projesi, diğer sektörlere de sağlayacağı dinamizmle ve istihdam imkânıyla birlikte ülkemiz sanayisine önemli derecede katma değer sunacaktır. Bunun yanında insan kaynağı gelişimi noktasında da çalışmalar sürmektedir. Akkuyu’da çalışacak mühendis ihtiyacımızın karşılanması amacıyla, Rusya’ya eğitim almak üzere gönderilen 248 öğrenciden 35’i geçtiğimiz günlerde mezun olmuş olup Akkuyu NGS Projesi kapsamında çalışmaya başlayacaklardır. Söz konusu Akkuyu Nükleer Santral Projesinde mühendislikten yöneticilik kademesine kadar farklı alanlarda istihdam edilecektir.

NÜKLEER HAMMADDE: URANYUM, TORYUM

URANYUM temel nükleer yakıt hammaddesidir. Günümüzde nükleer güç santrallerinde yakıt olarak kullanılmaktadır. Doğadaki uranyumun binde yedisi (0.71) bölünebilme yeteneğine sahip (fisil) Uranyum-235 izotopu içerir. Doğal uranyumlu yakıt ağır su (döteryum-hidrojenin bir izotopu) ile soğutulan reaktörlerde kullanılmaktadır. Hafif su ile soğutulan reaktörlerde ise zenginleştirilmiş uranyum yakıtı kullanılmaktadır. Zenginleştirilmiş uranyum, doğal uranyum içindeki Uranyum-235 izotopu oranını artırmak amacıyla zenginleştirme işlemi ile elde edilmektedir.

TORYUM fisil bir madde olmadığı için tek başına nükleer yakıt olarak kullanılamaz ve fisil bir izotop olan U233’e dönüşebilmesi için de bir tetikleyiciye (nötron) gereksinimi vardır. Bu nedenle nükleer yakıt olarak kullanılabilmesi için fisil izotoplar olan U235 veya Pu239 ile birlikte kullanılmalıdır. Toryum, sırasını bekleyen bir nükleer yakıt hammaddesi durumundadır. Bunun en büyük nedeni, nükleer yakıt çevriminin sorunudur. Toryum-232, bazı proseslerle uranyum-233'e dönüştürülebilmektedir. Toryum-233 de uranyum-235 gibi parçalanabilir bir maddedir. Bu parçalanma sonucunda da büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Yakıt çevrimi sorunu nedeniyle, bugün için toryumla çalışan ticari ölçekte santraller bulunmamakla birlikte, bu santrallerin prototipleri İngiltere, Almanya ve ABD'nde uzun zamandır denenmektedir.

Türkiye’nin Nükleer Hammadde Kaynakları. Kaynak: TAEK

TÜRKİYE’NİN NÜKLEER ENERJİ SANTRALİ KURMASININ “GERÇEK” AMACINA DAİR YAPILAN TARTIŞMALAR

Artan elektrik enerjisi talebi argümanı hakkında: Türkiye'nin enerji talep tahminlerini yapan kurum olan TEİAŞ'ın 2020 yılı talep öngörüsü, 570 milyar kilovatsaat (570 gigavatsaat). Ancak bu rakam çok gerçekçi görünmemektedir zira Enerji Bakanlığı, 2000 yılında 5 yıl sonrasının enerji talebini 197, TEAŞ 212, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) ise 171 milyar kilovatsaat olarak tahmin etmiştir. 2005 yılında toplam talep 145 milyar kilovatsaat olarak gerçekleşmiştir. 2020 yılı EMO tahmini, 310 milyar kilovatsaattir. Bu rakamlar ışığında nükleer santral yapımının sebebinin artan elektrik enerjisi talebi olmadığı anlaşılmaktadır.

Enerji bağımsızlığı argümanı hakkında: Nükleer santrallerde yakıt olarak uranyum-238 kullanmaktadır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) raporlarına göre, Türkiye'deki tahmini uranyum rezervi 9 bin ton civarındadır. 1 kilogram yakıt elde etmek için, uranyum madenlerinde 500 ila 5.000 kilogram radyoaktif kayanın yeryüzüne çıkarılması gerekmektedir. 1300 megavatlık bir hafif sulu reaktör için her yıl 25 ton hafif zenginleştirilmiş uranyum gerekmektedir ki bu da 120 bin ayrıştırma birimi (separative work unit / SWU) kullanılarak 210 ton doğal/zenginleştirilmemiş uranyumun işlenmesi demektir. Yani matematik olarak Türkiye, kendi uranyumunu kullanabilir. Ancak bu konuda irade beyanı eksiktir. Nükleer santrali taraftarları, günümüze kadar Türkiye'deki uranyum ile ilgili durum tespitinden öte gitmemişlerdir. Hatta TAEK yetkilileri, demeçlerinde uranyumu ithal edeceklerini açıkça söylemektedirler. Yani, insan sermayesi faktörü göz ardı edilerek “Türkiye kendi uranyumunu kullanabilecek durumdadır” denilebilir ancak bilinçli olarak kullanılmamaktadır ki bu da dış bağımlılık kalemlerine bir madde daha eklenmesi anlamına geleceği için argümanı geçersiz kılmaktadır. Yerel anlamda enerji bağımsızlığı hane, bölge ve tesislere, merkezi sistemin olası hatalarına bağlı kalmadan, kesintisiz ve güvenli bir şekilde enerji tedarik edilmesi ile sağlanır. Nükleer enerji sadece elektrik üretir ve dolayısıyla ısınma, soğutma ve ulaşım ihtiyaçlarına cevap veremediğinden ithal doğal gaz ve fosil yakıtın yerine geçemez ve ulusal enerji bağımsızlığını artırmaz.

Nükleer bomba argümanı hakkında: Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden nükleer silahsızlanma uzmanı Mustafa Kibaroğlu, Türkiye'de yaygınlaşmakta olan, nükleer bomba sahibi olmayı destekleyen görüşün dayanaklarını şöyle sıralamaktadır:

  • ABD'nin Kuzey Kore'ye karşı yürüttüğü politikanın sonuç vermemesi ve Kuzey Kore'nin kendi nükleer bombasını (ya da blöfünü) yapması,
  • NATO'nun bir savunma örgütü olarak giderek işlevini kaybetmesi,
  • ABD'nin Kürt terör örgütlerine karşı uyguladığı siyasetin Türkiye'deki ana akım görüşü, ABD ile 'stratejik' ilişkileri sorgulatacak ölçüde mutsuz etmesi,
  • Tarihe 'çuval' olayı adıyla geçen hadise.

Buna bir madde eklemek gerekirse, bizzat ABD ve Rusya da dahil, gitgide daha fazla ülkenin NPT'yi (Non-Proliferation Treaty / Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması) delme pahasına, yeni nükleer silah teknolojileri üzerinde çalışmaktan geri durmaması gösterilebilir. Rusya geçtiğimiz yıllarda yepyeni bir silah yaptığını göğsünü gererek açıklamıştır. Aynı zamanlarda ABD de 'bunker buster / sığınak delici' bombalar üzerine çalışmaktadır. Bu silahlar, düşüş açısı itibarıyla, toprak altındaki sığınakları hedefleyen nükleer bombalardır.

Tüm bunları alt alta yazınca, uzun vadeli bir askeri stratejinin oluşturulması ve gittikçe karmaşıklaşan uluslar arası sistemi göz önüne alarak ulusal güvenliği öncelemek adına nükleer silah edinme iradesinin oluşmuş olması olanak dışı değildir. Bu noktada dünya nükleer silah envanterini incelemek yerinde olacaktır.

DÜNYA NÜKLEER SİLAH ENVANTERİ

Yapılan araştırmalara göre dünya üzerinde 14.995 nükleer silah bulunmaktadır. Her ülkenin elinde bulunmayan bu nükleer silahlar, bulundukları ülkelerin rakiplerine çok ciddi korku salmakta, yani caydırıcı olmaktadır. Kısa süre önce Amerika’nın yaptığı araştırmaya göre Kuzey Kore’nin elinde 60 adet nükleer silah bulunduğu açıklanmıştır.

Kuzey Kore bir kenara bırakılırsa dünya üzerinde bulunan 14.995 nükleer silahın 13.900’ünün bizzat Rusya ve Amerika’nın elinde olduğu görülmektedir. Geriye kalan 1095 nükleer silah Fransa, Çin, İngiltere gibi ülkelerde bulunmaktadır. Ülkemizde bilinen kayıtlara göre herhangi bir nükleer silah söz konusu değilken, en yakında zamanda milli savunmayı temin etmeye yetecek kadar silahın bulunmasını gerekmektedir zira tüm dünya savunma sistemini güçlendirirken en önemli savunmanın rakiplere korku salmak olduğu gerçeği değişmeyecektir. Ne Rusya’da ne de Amerika’da bu kadar bomba ihtiyacı yoktur. Nükleer bombalar her zaman gelişigüzel kullanılabilecek silahlar değillerdir. Buradaki ana hedef caydırıcılıktır.

Ülkelere göre nükleer silah tablosu şöyle:

Rusya: Dünyanın en güçlü bombası dahil 7000 nükleer bomba

Amerika: 6800 nükleer bomba

Fransa: 300 nükleer bomba

Çin: 270 nükleer bomba

İngiltere: 215 nükleer bomba

Pakistan: 140 nükleer bomba

Hindistan: 130 nükleer bomba

İsrail: 80 nükleer bomba

Kuzey Kore: 60 nükleer bomba olduğu düşünülüyor

Bazı ülkeler de başlattıkları programlarına son verdiler. Güney Afrika, gizlice başlattığı nükleer silah programına son vererek 1991 yılında NPT’ye taraf oldu. Irak, 1991 Körfez Savaşı yenilgisi sonucunda BM denetimi altında yürütülen bir süreç ile nükleer silah programına son verdi. Libya, Aralık 2003’te yürüttüğü nükleer programını feshettiğini açıkladı. Her iki ülke de programlarını yürütürken NPT’ye taraftı. Konu hakkında çalışmalar yapan Washington merkezli Silah Kontrol Derneği (Arms Control Association –ACA), Arjantin, Brezilya, Tayvan, Güney Kore ve Tayvan’ın da birbirlerinden farklı dönemlerde nükleer silah çalışmaları yaptığını aktarmıştır.

 

NÜKLEER ENERJİ SANTRALİNDEN NÜKLEER SİLAH YAPIMI (RESMİ GÖRÜŞ)

Enerji üretimi amacıyla kurulan nükleer santrallerin nükleer silah yapımıyla bir ilişkisi bulunmamaktadır. "Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması”'nı imzalayan ülkeler -ki ülkemiz bu antlaşmaya taraftır- uluslararası denetimlere açıktır. Nükleer silahların yayılmasını önlemek üzere, Birleşmiş Milletlerin bir alt kuruluşu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı sürekli denetim faaliyetlerinde bulunmaktadır. Ayrıca, nükleer santralin bir ülkede bulunması tek başına nükleer silah yapımı için yeter şart değildir. Bu iş için başka tesislerin kurulması gerekmektedir. Bugüne kadar nükleer silah sahibi olan ülkelerin hiç birisi, nükleer silahlar için gerekli olan malzemeyi ticari olarak işletilen nükleer santrallerden elde etmemiştir.

Nükleer reaktörler nükleer bomba değildir. Nükleer bombalar, kontrolsüz nükleer reaksiyon sonucu ortaya çıkan tüm enerjinin çok kısa bir zaman diliminde salınmasıyla çok büyük tahribat vermeye yönelik olarak tasarlanmış cihazlardır. Bunun sağlanması için çok yüksek zenginlikte (90 ve üzeri ki bu oran elektrik üreten nükleer reaktörlerde 3-5 civarındadır) nükleer malzeme özel geometrilerde kritik kütleyi oluşturacak şekilde bir araya getirilir. Nükleer reaktörler ise nükleer enerjinin yavaş ve kontrollü şekilde elde edilmesine yönelik olarak tasarlanmışlardır. Özel geometrileri ve kullanılan malzemelerin niteliği nükleer reaktörlerde bir nükleer patlamanın gerçekleşmesini olanaksız kılar.

NÜKLEER ENERJİ SANTRALİNDEN NÜKLEER SİLAH YAPIMI TARTIŞMASI

Nükleer santrallerde yakıt olarak uranyum-238 (U-238) kullanılmaktadır. 238 sayısı, 92 proton ve 146 nötrondan gelir. Uranyum-235'te ise, yalnızca 143 nötron vardır. Bu izotop, ' uranyum-238'den farklı olarak, parçalanabilir ve bu parçalama işlemi sonunda atom bombasının yapılması sağlanabilir. Bir atom bombasının içinde U-235 çekirdek maddeyi oluştururken, U-238, onu çevreleyen koruyucu / nötron yansıtıcı maddeyi oluşturur. U-235, dünyanın en hızlı ve ölümcül zincirleme reaksiyonuna neden olabilen bir kimyasal maddedir. Uygun bir ağırlıktaki U-235 kütlesinin üzerine bir-iki parça nötron gönderdiğinizde, nötron elemente çarpar ve onu parçalar, parçalanan bölüm başka bir parçacığa çarpar ve onu parçalar. Atom bombası böyle çalışır: U-235 -ya da plütonyum-239- ile parçacıkları ile dolu bir çekirdeğin çevresine kimyasal tepkimenin dışarı taşmasını engelleyici U-238, onun da dışına konvansiyonel patlayıcı konur. Konvansiyonel patlayıcı patlayınca, bir saniyenin milyonda biri sürede zincirleme reaksiyon gerçekleşir.

Bir nükleer santralde de enerjiyi açığa çıkaran zincirleme reaksiyonun aynı ilkelere dayalıdır. Ancak reaktörde, kütleler çok daha küçük, işlem de kontrollüdür. Yine de, Sinop'a kurulması beklenen hafif su reaktörü (su, soğutma için kullanılıyor) tipinde U-238'in yanı sıra yüzde 3,6 oranında U-235 içeren düşük ölçüde zenginleştirilmiş uranyum kullanılır. Zenginleştirme de kendi içinde üçe ayrılır:

1. Çok hafif zenginleştirilmiş uranyum (slightly enriched uranium / SEU), yüzde 0,9 ile 2 arasında U-235 içerir. Böylece uranyum zenginleştirme masraflarını azaltılmış olur, ama bu tip uranyumu yakıt olarak kullanan (bir zamanlar Akkuyu talibi olan CANDU, bu konuda dünyada tek) ortaya nükleer reaktörde kullanılacak suyun ağır su olması gerekiyor (döteryum oksit, D2O); bu da kurulum maliyetini artırıyor.

2. Hafif zenginleştirilmiş uranyum (lightly enriched uranium / LEU), yüzde 2-20 arasında U-235 içerir. Ancak dünyadaki birçok hafif su reaktörü, yüzde 3-5 arasında U-235 içeren uranyumu kullanmayı tercih eder. Bu, yalnızca maliyet ile ilgili bir tercih değil; politik de bir tercihtir; çünkü yüzde 10'dan sonrası silah teknolojisine girmeye başlar.

3. Yüksek ölçüde zenginleştirilmiş uranyum (highly enriched uranium / HEU), ikiye ayrılır: yüzde 85 ve üzeri U-235 içeren uranyum, silah uranyumu olarak anılır, ancak yüzde 20, hatta daha aşağısında U-235 oranının -silahın kütlesi büyümek kaydıyla- atom bombası yapmaya yettiği söylenir.

Uranyum zenginleştirme işlemini dünyada 10 kadar şirket yapmakta ve hepsi de kendi ülkelerinin ordularıyla yakın ilişki içinde çalışmaktadırlar. Bu yüzden Türkiye'nin, UAEA'nın sıkı denetimi varken, doğrudan zenginleştirilmiş uranyum alıp bunu stoklayarak bomba yapması mümkün değildir. Ancak atık olarak kullandığı uranyumdan plütonyum üretip, Hindistan'ın yıllar önce yaptığı gibi nükleer bomba sahibi olması teknik olarak mümkündür.

Plütonyum, doğada uranyumdan da seyrek bulanan bir elementtir. Tıpkı uranyum gibi, çarpışmayı seven, nerdeyse kaotik bir yapısı vardır ancak uranyumdan çok daha güçlüdür. Doğada çok seyrek bulunan bir madde olduğu için kimyagerler, bu maddeyi kimyasal tepkimelerle üretmeyi denemişler 1941'de başarmışlardır. U-238, ağır sudaki etkin maddelerden biri olan döteryum bombardımanına tutulunca plütonyum 239 ortaya çıkmaktadır. Nagazaki'ye atılan bomba, bir plütonyum bombasıydı.

Hindistan Örneği

Hindistan, dünyanın az sayıda nükleer bomba sahibi ülkesinden biri olmayı, kısmen Kanada ve ABD sayesinde başarmıştır. Bu iki ülke, Hindistan'a CIRUS adlı bir reaktör yapmışlardı (Canadian - Indian - U.S. Reactor). Reaktör aslında Kanada yapımıyken, reaktörün gereksindiği ağır su, ABD'den geliyordu. Bu reaktör sayesinde -reaktör UAEA'nın denetimi altında değildi- Hindistan, yılda 6,6-10,5 kg. arasında plütonyum biriktirerek, ilk nükleer denemesini 32 yıl önce, 18 Mayıs 1974 tarihinde yapmıştır.

Hindistan dünyada, katı yakıtlı toryumlu reaktörlerin uzun erimli olarak planlandığı, bunların bütçelerinin bulunduğu ve devletin desteklediği tek ülkedir. Hindistan 2050 yılına kadar elektrik enerjisinin 30’unu toryumlu nükleer santrallerden karşılamayı planlıyor. Ancak son yıllarda Hindistan, hızlı nötronlu-üretken Ergimiş Tuz Reaktörlerinin (ETR) çok daha verimli bir şekilde toryumu kullanacağını anladığından çok kapsamlı bir toryum-ETR programını yürürlüğe sokmuştur.

SONUÇ

Gelişmekte olan her ülke gibi Türkiye de katlanarak artan bir enerji ihtiyacı içindedir. Yine her ülke gibi enerji kaynaklarını çeşitlendirmek suretiyle enerji bağımsızlığını sağlamaya çalışmaktadır. Nükleer enerji santrali kurma girişimi bu çerçevede ele alınmaktadır. Ancak ülkenin mevcut kapasitesinin ihtiyacı fazlasıyla karşılıyor olduğu iddiası “artan enerji ihtiyacı” argümanını, nükleer santral yakıtının tamamen yurt dışından temin edilecek olduğu iddiası “enerji bağımsızlığı” argümanını zayıflatmaktadır.

Nükleer enerji santrali yapımı ihtiyacının üçüncü bir temel sebebi mevcuttur ki bu her ne kadar dillendirilmese ve mümkün görülmese de nükleer silah üretebilme kapasitesine ulaşma basamağı olarak kullanılabilmesi argümanıdır ki Türkiye açısından geçerli ve haklı bir talep olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bir tarafta nükleer enerjinin temiz ve mantıklı bir enerji türünü savunan grup, diğer tarafta tam tersine nükleer enerjinin ölüm anlamına geldiğinde ısrar eden grup arasındaki tartışma henüz kesin bir kazananı olmaksızın sürmekte ve konu hakkında net, objektif bir yargıya varmayı zorlaştırmaktadır.

 
Etiketler: NÜKLEER, SANTRAL, –, NÜKLEER, SİLAH, İLİŞKİSİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı