Yazı Detayı
08 Ağustos 2019 - Perşembe 08:52
 
KAZDAĞLARI’NIN ÖNEMİ
Kubilay Kaptan
kaptankubilay@gmail.com
 
 

milli parka özgü olmak üzere toplam 78 endemik bitki taksonunun bulunduğu ortaya konmuştur. Bu özellikleriyle, yalnız Türkiye’nin değil, tüm Avrupa kıtasının en önemli bitki alanlarından, biridir. Bundan dolayı bölge, Önemli Bitki Alanı (ÖBA) olarak belirlenmiştir.

DAĞ KÜLTÜ VE KAZ DAĞI

Türklerde dağlar, Gök Tanrı’ya yakın olması ve bazen de ona ev sahipliği yapmasıyla kutsal mekânlar olarak kabul edilmiştir. Bu dağlar, evrenin merkezinde bulundukları gibi kozmik bir işleve de sahiptirler. Ayrıca Türk mitolojisinde dağlar, etrafında yaşayan insanların koruyucusudur, onların vatan anlayışını şekillendiren en önemli tabiat varlıklarındandır. Türklerin mitoloji metinlerine bakıldığında dağın bir kült olduğunu gösteren birçok bilgi mevcuttur. Tanrıyla ilişkili ayinlerin pek çoğu dağların zirvesinde yapılmıştır, kurbanlar buralardan sunulmuş, bu mekânlar Gök Tanrı’ya en yakın noktalar olarak kabul edilmiştir. Zirvesi bulutlara karışan dağlar, Tanrı mekanı olarak kabul görmüş, bu dağlara yaklaşırken veya bu dağlarda avlanırken uyulması gereken kurallar ortaya çıkmıştır. Dağlara atfedilen bu inanışların kökeninde şüphesiz Türklerin Tanrı anlayışı bulunmaktadır.

Türkler, yüksek olmayı tanrıya özgü bir nitelik olarak kabul etmişler, insanların ulaşamadığı yüksek bölgelere, tanrılara özgü aşkınlık, mutlak gerçeklik, sonsuzluk gibi ayrıcalıklar tanımışlar ve bu tür bölgelerin ancak tanrının mekanı olabileceğine inanmışlardır. Dolayısı ile bu bölgelere en çok yaklaşabilen dağlar, Türklerin düşüncesinde kutsallarla örülü bir kült halini almıştır.

Dağ kültüyle alakalı inanış ve uygulamalara pek çok Türk topluluğunda rastlamak mümkündür, ancak konumunuzun sınırlarını aştığı için bu konulara girmeden Türklerin Anadolu’daki dağlara bakış açısını ele almak ve bu bağlamda Kaz Dağı’ndaki dağla ilgili inanışları değerlendirmek daha doğru olacaktır. JeanPaul Roux’nun da belirttiği gibi Türkler, Anadolu’ya göçleri sırasında Orta Asya’da kullandıkları adları, pek çok yükseltiye tekrar vermiş ve buralarda birer kült oluşturmuşlardır. Pek çok tepeye, yükseltiye bir evliya mezarı konarak buralar adeta kişileştirilmiştir. Bu mekanlar, kurban kesilen, dua edilen, kutsalla irtibata geçilen doğal tapınaklar halini almıştır. Diğer bir ifade ile Türklerin kutsal dağlarla ilgili düşüncelerini Anadolu’da tekrar canlandırdıklarını ve buraları yaşanabilir mekânlar haline getirdiklerini söylemek mümkündür.

Türklerin mekânı dönüştürme veya içselleştirme faaliyetlerine örnek teşkil edebilecek mekânlardan birisi de Kaz Dağı’dır.

. Yunan mitolojisinde de önemli bir yeri olan Kaz Dağı, Balıkesir’in Edremit ilçesi sınırları içerisinde ve Edremit körfezinin kuzeyinde yer almaktadır. Sarı Kız tepesi ve Baba Tepe (Kartal Tepe) adlı iki zirvesi bulunan Kaz Dağı, yaklaşık 1800 metrelik bir yüksekliğe sahiptir.

Yunan mitolojisine göre adı İda olan Kaz Dağı, özellikle ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak tanınır. Yunan mitolojisine göre aşk tanrıçası Afrodit, rakiplerini yenerek güzellik kraliçesi seçilir. Ayrıca Zeus’un zaman zaman gelip konakladığı ve burada çobanlık yapan Ganymedes’i kaçırdığı da yine Yunan mitolojisinde yer almaktadır. Yunan mitolojisinde İda adıyla Troya bölgesinde yer alan Kaz Dağı ve çevresi, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasına paralel olarak Türk aşiretlerinin iskân bölgelerinden biri olmuştur. Bu bölgede Tahtacı Türkmenlerinin iskânı ise Fatih devrine uzanmaktadır. Fatih Sultan Mehmet’in midilli adasının fethi için gerekli olan gemilerin yapımında kendilerinden faydalanmak amacıyla Adana civarından getirdiği bu Türkmen aşiretine kerestecilikten anladıkları için Tahtacı dendiği rivayet edilmektedir.

Ahmet Vefik Paşa’nın iskânı ile bugün Kaz Dağı’nın eteklerinde yaşayan Türkmen aşiretleri, bölgede hâkim olan Yunan tesirini dinamik kültürel ve sosyal yaşantılarıyla kendi lehlerine çevirmişlerdir. Günümüzde Kaz Dağının kutsiyeti ve olağanüstülüğü Sarıkız efsanesi ile ilişkilidir. Bu dağın zirvesindeki Sarıkız tepesini ziyarete gelenler, buraya Sarıkız nedeniyle geldiklerini belirtmektedirler. Ancak Sarıkız tepesi ve etrafındaki diğer kutsal tepeler görüldüğünde bu bölge ile ilgili inanışların ve uygulamaların dağ kültü inancı ile çok yakın bir ilişki içinde olduğu anlaşılmaktadır. Kazdağı’nın zirvesinde kutsal olarak kabul edilen bazı yerler bulunmaktadır. Sarıkız’ın defnedildiği kabir olarak rivayet edilen tepeciğe “Sarıkız Tepesi”, babasının kabrinin bulunduğu yere ise “Babatepe” (Babadağı) adı verilmektedir. Ayrıca Zeus’un Truva savaşlarını yönettiği yer olarak rivayet edilen “Karataş Tepesi” (Gargoros), “Cılbak Tepesi” ve “İkrar Tepesi” gibi başka kutsal tepeler ve Sarıkız’ın kaz güderken kazlar uçmasın diye inşa ettiği “Kaz Avlusu” ve kazlarını suladığı rivayet edilen “Çatalçimi” gibi saygı duyulan mekânlar vardır. Bu mekânlar, Sarıkız efsanesi ile alakalı olduğu için incelemeye Sarıkız efsanesini de dâhil etmek gerekmektedir.

 

TERMİK SANTRALLER

Çanakkale’de 10’u proje aşamasında, 1’i inşaat halinde, 4’ü faal durumda çoğu ithal kömüre dayalı toplam 16 termik santral projesi bulunuyor. Toplam kurulu güç yaklaşık 12.000 megawat civarındadır. Termik santraller Lapseki, Karabiga ve Çan bölgesinde ve Yenice'de yoğunlaşmış durumdadır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Uluslararası Enerji Ajansı raporlarına göre, termik santraller, hava kirliliğine, iklim değişikliğine ve bunların beraberinde getirdiği yıkıcı sonuçlara yol açıyor. Hava kirliliği, bronşit, amfizem ve akciğer kanseri gibi kronik solunum hastalıkları ve kalp-damar hastalıkları gibi ölümcül hastalıklara sebep olabiliyor. Hava kirliliği, Dünya'da her yıl 6,5 milyon kişinin erken ölümüne sebep oluyor. Dünya Bankası verilerine göre ise Türkiye’de her yıl 28.881 kişi termik santralların yarattığı hava kirliliği nedeniyle daha erken ölüyor.

Çanakkale'ye 16 adet termik santral yapılırsa; Çanakkale'deki hava kirliliği yüzde 150 artacak ve bu santralların yaratacağı sağlık sorunları ve erken ölümler artacak. Hava kirliliği dışında, asit yağmurları ve tozuma nedeniyle su kaynakları ve topraklar kirlenecek. Sebze, meyve bahçeleri ve ormanlar kuruyacak ve tarım, turizm gibi faaliyetler yapılamaz hale gelecek. İklim değişikliği nedeniyle ani, ve aşırı yağışlar, sel, tayfun, fırtına, kuraklık, çölleşme görülecektir.

 

ALTIN MADENCİLİĞİ

Kazdağı ve yöresinde 10 yıldan fazla bir süredir altın-gümüş madenciliği arama faaliyetleri sürdürülmektedir. Son üç beş yıldır da işletme ruhsatları verilmiştir. Daha arama aşamasında ağaç kesimlerine, suların kirlenmesine yol açan projelerin bazılarına işletme ruhsatları verilmiş, bu projeler için halkın tüm muhalefetine rağmen ÇED süreçleri tamamlanmış ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından “ÇED Olumlu” kararları verilmiştir. “ÇED Olumlu” kararları çeşitli kurumlarca dava edilmiş, davaların büyük bir bölümü kazanılmıştır. Ancak son günlerde kazanılan davalar temyiz aşamalarında kaybedilmeye başlanmıştır.

 

 

ZARARLAR

  • Ağaçlar, ormanlar yok edilecek, çölleşme, kuraklaşma olacak,
  • Ormanda yaşayan hayvanlar yok olacak,
  • Doğal peyzaj bozulacak, devasa çukurlar ve tepeler oluşacak,
  • Pasa (atık toprak, taş kaya) yığınları oluşacak,
  • Delme, kazma, kırma, eleme sırasında toz meydana gelecek,
  • Patlatma, kırma, taşıma sırasında ses, gürültü meydana gelecek,
  • Pasa dağlarından «asit maden drenajı» meydana gelecek, dereler, göller, barajlar kirlenecek,
  • Yeraltı suları ve içme suyu kaynakları kirlenecek, yeraltı suyu çekilecek, kuraklık başlayacak,
  • Ekosistem bozulacak, doğanın dengesi yok olacak,
  • Tarım, hayvancılık, turizm yapılamaz hale gelecek,
  • Cevher işleme tesisi kurulursa, tesiste siyanür kullanılacak, insan sağlığı ve doğa zarar görecek, zehirlenme, kanser, alzheimer vb. bir sürü hastalıklara yol açacak,
  • Köylerde yaşayanlar arasındaki ilişkiler bozulacak, iç barış etkilenecek. Madende çalışanlar, çalışmayanlar ayrımı başlayacak. Kardeş kardeşe düşman olacaktır.

 

 

 
Etiketler: KAZDAĞLARI’NIN, ÖNEMİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı