Yazı Detayı
14 Aralık 2020 - Pazartesi 21:46
 
KARABAĞ… TO BE CONTINUED, NOT “THE END”. (Devamı Gelecek, SON değil…) Previously… (Geçen Bölümde…)
Erdoğan MERT
e.mert@outlook.com
 
 

Harekât sürerken tek endişe, Rusya’nın her an “dur” diyebileceği beklentisiydi. Ki zaten ikisi Rus, biri ABD etkisiyle toplam 3 defa (insani!) ateşkes yapıldı, üçünde de Ermeni tarafı ateşkesi ihlal edip Azerbaycan tarafına derin bir nefes aldırdı, harekât kaldığı yerden devam ettirildi. Bu 3 ateşkes ilanı bize şunu söylüyor; Rusya, Fransa başta olmak üzere, (Türkiye ve Pakistan dışında) neredeyse tüm dünya Azerbaycan’a defalarca, değişik seviyelerde baskı yaptılar, onlarca denemenin 3 tanesi sonuç verdi. Bu baskılar o derece çeşitli ve kuvvetliydi ki, Rus Hazar donanmasının Azerbaycan açıklarında tatbikat yapacağı bile söylendi. Bunun “tatbikat” kelimesinin çok ötesinde bir anlam içerdiği, Rus tehdidinin ne derece ciddi olduğunun delillerinden biri olduğu bilinmektedir. Burada Aliyev ve Putin’in şahsi ilişkileri, Aliyev’in, Putin’in nabzının hangi dozda şerbete ihtiyaç duyduğunu biliyor oluşu hassas bir denge oluşmasını sağladı. Aliyev’in en başında Dağlık Karabağ’a belli şartlarla idari özerklik bile vermeye hazır oluşu zaten harekâtın sonuna kadar gitmeyeceğini anlatmaktaydı. Ancak yine aynı Aliyev’in “Şuşa olmadan yarım kalırık!” demesi de harekata Şuşa’nın ele geçirilmesi şartıyla son verebileceğini göstermişti, ki zaten öyle de oldu. Daha sonra Şuşa’da yeterince Ermeni kuvveti bulunmadığını, önemli bir kısmının kaçtığını ve asıl kuvvetin Hankendi’de bulunduğunu öğrendik. Ancak o zaman biz sade vatandaşlar bunu bilmiyorduk ve Azerbaycan kuvvetleri için son derece endişeliydik. Azerbaycan Laçin Koridorunda sokulmuş ancak geri çekilip Şuşa’ya yönelmiş ve bu durum moralimizin bozulmasına yol açmıştı. Şuşa bize göre Laçin Koridorundan zor, hatta imkânsız bir hedef olmasına rağmen Şuşa’ya yönelince yüreğimiz ağzımıza geldi zira Şuşa gerçekten doğal bir kaledir. Azerbaycan güçlerinin Daşaltı’nı ele geçirip konuşlandığını duyduğumuzda daha da çok endişelendik zira adından da anlaşıldığı gibi Daşaltı kale duvarlarının dibindeki yamaç gibi tehlikeli bir noktaydı. Üstelik 27 yıl önce de Ermeniler yukarıda olmanın ve Daşaltı’na kuş bakışı denebilecek bir hâkimiyet sağlamanın avantajını kullanarak Azerbaycan halkına hiç şans tanımamışlardı. Askeri açıdan Şuşa’yı güvene almadan Daşaltı’na girmek, intihar etmek gibiydi. Üstelik kış bastırmak üzereydi ki Ruslar olmasa doğa bu harekâta son vermek üzereydi. Son birkaç günde baş döndürücü bir süreç yaşandı ve 10 Kasım’da kendimizi liderlerin imza törenini izlerken bulduk. Şuşa’nın nasıl, hem de bu kadar imkânsız derecede kısa bir sürede alınabildiğini hala bilmiyoruz. Bu imkânsızlık akla anlaşmanın aslında daha önceden yapıldığı, Şuşa’nın harekâtı durdurması karşılığında Azerbaycan’a (perde arkasında) iade edilmiş olduğu ihtimalini getiriyor.

Bu resme baktığımızda önceden bildiğimiz şeyler şunlardı: Rusya batı yanlısı Paşinyan’a bir ders vermek istiyordu zira Paşinyan Rusya’nın arka bahçesindeki kümesine batılı tilkilerin dadanmasına yol açacak gibi görünüyordu. Öte yandan her ne kadar kızsa da Ermenistan’a ve Ermenilere hamilik yapmak zorundaydı zira Putin kendisini SSCB’den daha çok Çarlığın devamı gibi görüyordu ve Ermenileri oraya İran’la arada tampon ve daha önemlisi Anadolu Türklüğüyle Orta Asya Türklüğü arasında duvar olsunlar diye Çar ataları yerleştirmişti.

Perde arkasında, karagöz oyunu gibi enformasyon ışığı parladıkça görünür hale gelen “gizli” şeyler de vardı elbette. Mesela Ruslar sahnede “orası Azerbaycan toprağı, savaş Ermenistan topraklarında değil, o yüzden ‘Kolektif Güvenlik Anlaşması’ çerçevesinde Ermenistan’ı savunmak gibi bir sorumluluğum yok” diyebilirken perde arkasında Ermenilere yüklü silah sevkiyatlarını ihmal etmedi. Bu rahatlık biraz da Ermenilerin bu silahlardan yararlanacak beceriye sahip olmadıklarını, Azerbaycan tarafından keklik gibi avlanacaklarını, dolayısıyla sadece Ermenistan’ı daha fazla borçlandırmaya yaradığını bilmelerinden kaynaklandı. Azerbaycan’ın sivil yerleşim yerlerine balistik füzelerle kalleşçe saldırmalarının hesabı da önce sahada soruldu ancak bu kabaran savaş suçları faturasının ödenme zamanı da geliyor. Azerbaycan savcılığı uluslararası mahkemelerde davalar açmak için her saldırıdan sonra delilleri topladı. Bunlar sürüp giderken Putin Aliyev’e dönüp, “bak batılılar benden beter, onları zor tutuyorum, Ermenileri öylece bırakamam kusura bakma” diyebilmekteydi.

Next… (Gelecek Bölümde…)

İnkâr edilemeyecek nokta, Kafkaslarda beklendiği gibi taşların yerinden oynadığı, Aliyev’in sıklıkla tekrarladığı gibi statünün değiştiğidir. İran’ın hop oturup hop kalkıyor oluşu, Aras’ın güneyinde kalan Güney Azerbaycan’ın elden çıkıp bağımsız olması ve sonra kuzey Azerbaycan’a katılması ihtimalinden kaynaklanıyor elbette. İran Aras’ı kendisini koruyan Çin Seddi gibi görmekte. O yüzden Azerbaycan ve Nahçıvan, dolayısıyla Türkiye arasına sokulmuş hançer Zengezur Koridoru Azerbaycan’ın eline geçer diye ölümden korkar gibi korkuyor. Bu olursa Ermenistan’la bağı kopacak, onları Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı destekleyemeyecek, bu yolu Rusların kullanımına da sunamayacaklar. Ancak bu, endişelerinin en küçük kısmı. Asıl kâbuslarında Aras’ın üzerindeki stratejik barajın yıkılacağı, serbest kalan Türk dalgasının nerdeyse Tahran’a kadar uzanan tüm kuzey topraklarını sele boğacağını görüyorlar. Bu korkularında çok da haksız sayılmazlar. Neredeyse hiç dostu olmayan, uzun yıllardır ambargolar altında inleyen İran’ın ilk tökezlemesinde böyle bir durum yaşanabilir. Karabağ kıvılcımı henüz parlamışken bunun bugünden yarına gerçekleşmeyeceği ortadadır. Ancak barajın bendinde oluşan bu büyük çatlak, başka çatlaklara yol açma potansiyeline sahiptir. Kısa vadede İran’ın kaybı ekonomik olacaktır zira Azerbaycan-Nahçıvan arası ulaşım İran üzerinden yapılmakta, hatta Azerbaycan kendi toprağı olan Nahçıvan’a doğalgaz gönderebilmek için İran’a 15 haraç ödemekte. Üstelik bunun için Azerbaycan’ın Zengezur’u ele geçireceği günü beklemeye gerek yok, 10 Kasım mutabakatının bir maddesi Zengezur üzerinden Azerbaycan ve Nahçıvan’ı bağlayacak bir yol yapılacağını söylüyor zaten.

Zengezur Bilmecesi…

Öncelikle Türkiye, Azerbaycan ve bütün Türk dostlarının heyecanlanmasına sebep olan konu, “Stalin Parmağı” denen, aslında Stalin’den önce Lenin tarafından planlanan, Amacı Azerbaycan halkını ve Türk Dünyasını ikiye bölüp aradaki bağı koparmak olan bu toprak parçasının yeniden Azerbaycan hâkimiyetine geçme ihtimali. Bu aynı zamanda, onu oraya yerleştiren Rusya ve varlığından memnun olan İran için de tam bir kâbus. Ermeniler bile kendi egemenlik sınırları içerisinde olmasına rağmen bu koridora başkaları kadar önem vermiyorlar. Onların tek derdi, başta altın olmak üzere yeraltı zenginlikleri ve bereketli topraklarında yetişen tarım ürünleriyle Ermenistan’ı geçindiren Dağlık Karabağ. Biz Türkler, Zengezur’u isterken çok rahatız, sonuçta zaten bizim (Azerbaycan’ın) olan, Ruslar tarafından Ermenilere verilmiş kendi topraklarımızı geri istiyoruz o kadar. Ancak uluslararası hukuk açısından o kadar kolay değil. Bu noktadan bakılırsa Ermenistan’ın tamamı zaten Azerbaycan toprakları, Revan Hanlığı arazisi üzerinde kurulmuş, tamamen yapay, tamamen Anadolu ve Orta Asya arasında set olsun diye kurulmuş, kukla bir devlet. Fakat bu, şu anda oranın BM tarafından tanınan, eşit devlet statüsünü değiştirmeye yetmiyor.

Aslında Zengezur konusunun Karabağ ihtilafıyla doğrudan bir alakası yok. Biz Türkiye Türkleri Zengezur’u Karabağ’ın kurtarılışı kadar önemsiyoruz. Oysa Karabağ Azerbaycan için hayat-memat meselesi. Aliyev belki de bizim sesimizi duyduğu için bir Zengezur koridoru istedi. Zira Bizim gözümüz en başından beri oradaydı. Haritaya ilk defa bakmaya başlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları resmen oraya örülmüş saçma bir duvar varken sürekli Ermenistan Ermenileriyle Karabağ Ermenilerini bağlayan Laçin Koridorunun güvenliğinden bahsedilmesine sinirlendi, “neden kimse Azerbaycan ile kendi toprağı Nahçıvan arasında bir koridor oluşturmaktan bahsetmiyor?” sorusunu yüksek sesle sormaya başladı.

Azerbaycan’ın Zengezur’u silah zoruyla almasının önünde hukuk ve fiili olarak Rus askeri gücü var. Üstelik bu haksız bir girişim olur ve Azerbaycan işgalci pozisyonuna düşer. Ancak Ermenistan devleti kendi rızasıyla bu toprakları Azerbaycan’a devrederse sorun yok. Ama neden Ermenistan böyle bir şey yapsın? Son zamanlarda Azerbaycan tarafından değil ama Türk, Rus ve hatta Ermeni tarafından kısık sesle yoklama haberleri geliyor. Bunun yasal zemini de hazır aslında. Ermenistan’ın 27 yıldır sömürdüğü Karabağ’ın yer üstü-yer altı zenginlikleri, Karabağ’da işlediği savaş suçları, Azerbaycan topraklarına doğrudan saldırıları vb. birçok suçu sabit ve bu suçların maddi bir bedeli olacak. Şimdiden bu miktarın 50 Milyar Dolar olacağı, Ermenistan’ın böyle bir parayı bulmak bir yana tamamen batık bir ülke olması dolayısıyla para yerine toprak vermeyi önerebileceği, bu toprağın Zengezur olabileceği dillendirilmekte. Savaş tazminatı olarak toprak verilmesi alışılmadık bir durum değildir. Hatta Yunanistan ile sınırımızı gösteren haritaya baktığımızda Meriç Nehrinin sınır hattını oluşturduğunu ancak sadece Karaağaç’ın Meriç’in karşı kıyısında kaldığını göreceğiz zira Karaağaç Yunanlılardan savaş tazminatı olarak alınmıştır.

Karabağ Bilmecesi…

Zor gelse de Zengezur’dan Karabağ’a geri dönmemiz gerekiyor. 10 Kasım mutabakatı bir barış anlaşması değil, ateşkes anlaşması. Maddeleri çok net olmadığı için Azerbaycan’ın farklı, Rusya’nın farklı yorumladığı noktalar var. En önemlisi Karabağ’ın statüsü konusudur. Aliyev’in söylediği gibi anlaşmada Karabağ’ın statüsü hakkında hiçbir şey söylenmiyor. Aliyev’e göre artık Karabağ’ın özerk statüsünden bahsetmek (artık) mümkün değildir. Karabağ’ın tamamı Azerbaycan Devleti’nin hâkimiyeti altındadır. Siyasi özerkliği olamaz ancak kültürel bir takım haklar verilebilir ki Azerbaycan zaten çok uluslu bir devlettir, içinde yaşayan, vatandaşı olan Rusların, Yahudilerin, Ermenilerin ve diğer halkların hakları, Azerbaycan Türkleriyle aynıdır. Gerçekten de Ermenistan’da bir tane Türk yaşama şansı bulamazken Azerbaycan’da Karabağ dışında da uzun süredir yaşayan çok sayıda Ermeni vardır. Aliyev daha önce Madrit Prensipleri çerçevesinde Karabağ çevresindeki 7 rayon teslim edildikten sonra Dağlık Karabağ’a özerklik vermeye bile hazırdı. Ancak Ermeniler kendi ayaklarına sıktılar, o noktadan da çok geriye düştüler.

Rusya’nın söylemi de anlaşmanın statü konusunda bir şey söylemediği yönünde ancak onlar, kendilerinden sonra gelecek yöneticilerin statü konusunda karar vereceklerini söyleyerek Karabağ Ermenilerinin bağımsızlığı konusunda bir açık kapı bırakmaya çalışıyorlar. Gerçi Rusların Ermenilere sevgisinin Ermenistan topraklarını Güney Kafkasya’daki yegâne askeri üssü olarak kullanmanın ötesinde geçmediğini de düşünebiliriz, sonuçta onlar için bir araç. O araç sayesinde kısıtlı süre için de olsa Karabağ’a da asker sokabildiler. Bu askerler biz Türk vatandaşlarını ve şüpheci Azerbaycan vatandaşlarını rahatsız ediyor ancak Aliyev’in rahatlığını görmek nedenini anlamasak da içimize su serpiyor. Putin’in düşünce balonunu görünür olsa “5 yıl sınırı koyduk ama son 6 aya kadar mutlaka bir şeyler olur, hiç olmadı Ermeniler bir provokasyon falan yapar da bir bahane bulup orada kalırız nasılsa” diye düşündüğünü görebilirdik. Aliyev’in düşünce balonu doğal olarak başka bir hikaye anlatmaktadır ve içinden “kapı bende, içeri aldığım gibi dışarı çıkarmayı da bilirim evelallah” diye düşündüğünden emin olabiliriz. Türk askerinin de bu vesileyle Azerbaycan topraklarında bayrak gösterebilmesi büyük bir değişiklik ve yenilik oldu ve Türkiye ve Azerbaycan vatandaşlarının yüreklerine su serpti.

AGİT Minsk Grubu eş başkanlarından Fransa’nın, konuyu bilmeye bile gerek duymadan, kayıtsız şartsız Ermeni tarafında olduğunu cümle âlem biliyor. Aliyev’in “Marsilya’yı Ermenilere verin, orada devlet kursunlar” dediği kadar var zira Ermenistan nüfusundan kat kat fazlası başta AGİT Minsk Grubu üyeleri Fransa, ABD ve Rusya olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde diaspora oluşturup hükümetlere baskı yapacak kadar semirmiş vaziyette. Yakın zamanda Fransız Senatosu neredeyse oy birliğiyle hükümete Dağlık Karabağ Ermenilerinin bağımsızlıklarını tanımasını tavsiye eden kararı aldı, üstelik bu karar parlamentoda da onaylandı. Şaşılacak bir şey yok zira sözde Ermeni soykırımını da tanımışlardı. Elbette Batı kanının son damlasına kadar Ermenistan için ve Ermenistan’la alakalı her konuda mücadele edecek. Ancak ne Azerbaycan eski Azerbaycan, ne Türkiye eski Türkiye. Yine Aliyev’in dediği gibi Azerbaycan Karabağ’da yeni bir “reallık” yarattı. İpler artık onun elinde, Rusçayı anadili gibi konuşan, BBC muhabirine kamera önünde çalım atacak kadar İngilizceye hâkim bir devlet başkanı olmanın ötesinde artık muzaffer bir başkumandan. “Bundan sonra Karabağ’ın hali nece olacaktır?” sorusuna en doğru cevabı Aliyev verecektir zira o cevabı “Rusya ne der, ne yapar, Fransa düşüp bayılır mı, İran yerinden zıplar mı? ABD’yi kaşıntı tutar mı?” gibi soruları çoktan sorup cevabını aldığı için verecektir.

 
Etiketler: KARABAĞ…, TO, BE, CONTINUED,, NOT, “THE, END”., (Devamı, Gelecek,, SON, değil…), Previously…, (Geçen, Bölümde…),
Yorumlar
Haber Yazılımı