Yazı Detayı
07 Mart 2019 - Perşembe 09:12
 
İnsanlığın zekâ seviyesi neden geriliyor?
Kubilay Kaptan
kaptankubilay@gmail.com
 
 

Bugün haber kanallarında şöyle bir haber başlığına denk geldim: “İnsanlığın zekâ seviyesi giderek düşüyor.” Başlık dikkat çekici olunca detayına da bakmak istedim. Haberin içeriği şu şekilde verilmiş:

Ragnar Frisch Ekonomik Araştırma Merkezi bünyesinde çalışmalarını sürdüren Bernt Bratsberg ve Ole Rogeberg adlı araştırmacılar, Proceedings of the National Academy of Sciences adlı yayındaki “Flynn Etkisi ve geri çevrilmesi çevresel nedenlerden kaynaklanmaktadır” başlıklı makaleleri ile insanlığı tehdit eden önemli bir konuya işaret ediyor.

Araştırmaya göre, insanların IQ puanları 1970’li yıllardan beri istikrarlı bir şekilde düşüş eğilimi gösteriyor. Çalışmada, 1970’ten 2009’a kadar Norveç’te zorunlu askerlik hizmetine giren genç erkeklerden alınan 730 bin IQ testi sonucu analiz edilmiş. Buna göre puanlar kuşak başına ortalama 7 puan azalma göstermiş ve IQ’nun sözde “Flynn Etkisi” tersine dönmüş. IQ’nun 20. yüzyılın ilk bölümünde ise yükselme gösterdiği belirtiliyor.

Gerilemenin sebebi olarak çevresel faktörlerin altı çiziliyor. Araştırmacılar aileler arasında tutarlı eğilimler bulamamalarından dolayı; Bratsberg ve Rogeberg ebeveyn eğitimi, aile boyutu, artan göç ve genetik gibi faktörleri önemli nedenler olarak kabul ediyor. Kısacası, entelektüel zekâ konusunda sıkıntılar baş gösteriyor.

Günümüzdeki matematik ve dil öğrenimindeki yeni tekniklerin de düşüşün sebebi olabileceği düşünülüyor. Ek olarak, insanların kitap okumak yerine teknolojik cihazlar ile çok fazla vakit geçirmesi de öne çıkartılıyor.

Sizin ne düşündüğünüzü bilemiyorum ama ben bu tespite katılıyorum. Nedenlerim yukarıda yer alan tespiti yapan bilim insanlarından bazı konularda ayrılıyor olabilir ama genel olarak kendileriyle aynı fikirdeyim.

Bu sorunun özellikle artan teknoloji kullanımının, düşen kitap okuma oranının, vahşi kapitalist çağın ve geleneksel aile yapılarının bozulmasından kaynaklandığını düşünüyorum. İzninizle açıklamaya çalışayım:

Teknoloji Kullanımı

1903 yılında Alman tarihçi Erich Marcks şöyle diyordu: “Dünya daha zor ve daha kavgacı, hatta dışlayıcı hale geldi; daha önce olmadığı kadar büyük bir birlik içinde her şey birbirine değiyor, her şey birbirine bağlanıyor ancak aynı zamanda yine bu birlik içinde her şey birbirini itiliyor ve çarpışıyor, bu birlikte, eskiden hayalini kurduğumuz temel düşüncelerin önyargısız uyumunun ve özgür, bütün rekabetin az sayıda izi var.” Teknoloji, milliyetçilik yumağını sıkılaştırdı ve uluslararası işbirliğini kolaylaştırdı; ancak aynı zamanda hepsi imparatorluk elde etmeye çalışan ve bir dizi krizle yüz yüze gelen ulusları böldü.

Daha önce Naziler’in yaptığı bugün daha gösterişsiz ve o kadar mide bulandırıcı olmayan bir tarzda, daha seyreltilmiş ve hafifletilmiş bir tarzda yapılıyor. Bu yüksek teknoloji ile yapılıyor. İnsanlara yapmak istemeyecekleri şeyleri yaptırmak için ahlaki öğütleri, gözetim için zayıf ve güvenilmez insan gözlerini, disiplini sağlamak için beyin yıkamayı ve devam ettirmek için de polisi kullanan ilkel, çağdışı yöntemleri genel olarak geride bıraktık (Bazı ülkelerde artarak devam etse de). Ama bu yöntemler yerine artık teknoloji esaslı, çoğu zaman farkına bile varmadığımız yöntemler kullanılıyor. Böylece bizler normal hayatlarına devam eden rehineler haline geldik. Tutsak alınmadan da tehdit edilebilmemiz bu yeni teknolojilerin doğasında vardır. Teknoloji kullanılarak duygular öldürülmüş, bellek bastırılmıştır. Teknolojik kalkanlar ve siperler, modern dünyadaki şeyleri defetmek için kullanılmıştır. İlkece çok korkutucu olsa da caydırıcılıkla birlikte yaşamanın kolay olmasının sebebi budur.

Gerçekle bağ kurmaya imkan veren tek nesne olan bedenin ele gelirliği modern hayatın ele gelmezliğinin karşısına konuldu. Deneyimin giderek şimdiye indirgenmesinden geriye kalan tek şey bedendir. Bu anlamda, Batılı insanların çok büyük bir kısmı için ruh halini ya da uyanıklık halini yönlendirme amaçlı ürün tüketimi yaygın bir alışkanlıktır. Teknolojiler gündelik hayatı sarmalamakta yetinmez, özel yaşamın içine sızarak kişinin yaşama alışmasını sağlar ve onu teskin eder. Kişi çevresindeki dünyaya dair ne hissetmesi gerekiyorsa onu hissetmek için çareyi teknolojilerde bulur. Kişisel kapasiteleriyle uyumlu bir başka hayat tarzı aramak yerine, dünyayla ilişkiyi arzu edilen verimlilik yönünde teknik olarak ayarlamayı tercih etmişlerdir. Sonunda kendi olmak için kendi olmaktan çıkarlar.

Yeni teknolojilerin imgelemleri, “gerçek” ve “sanal” deyimlerinden geniş çapta yararlanır ama bunları, insan zamanına yabancılaştırmak pahasına yapar. Dünyanın gerçekleriyle ilgili bilgi ve haberleri veren ekran aynı zamanda bu gerçekleri görme ve bilme şokuna karşı da bir perde oluşturur. Teknoloji size dünyayla doğrudan temasın verdiği rahatsızlıktan tecrit ederek araçlar sağlar. Bu teknolojik görme biçimi sayesinde görülenden belirli bir mesafede kalmak mümkündür.

Televizyon kent dünyasını temsil etmeye ve kent dünyasıyla ilişkide olmaya çabalar. Yeni vizyon ve görünürlülük yapısının, yaşam deneyimi ve anlamlandırma yapısında önemli etkileri olmuştur. Burada kendini kaptırma (şok, uyarı, heyecan) vardır ama deneyimin dönüşümünü etkileyecek öznel bir belge yoktur. Mesafe ancak duyarlılığın kısılması, duyuların uyuşturulmasıyla sağlanır. İmajın gerçeksizleştirilmesiyle, cansızlaştırılmayla (bunu yenileme yoluyla yapar, örneğin Keneddy suikastını defalarca izlediğinizi düşünün) acı ertelenir.

Televizyonun yüzü suyu hürmetine uygulanan demokrasinin neden olduğu bilinçsiz bir hareketle, hizmetçi ile efendisi aynı fındık kasesini görmeden eşeler durur.

Bugün imaj emparyalizminden bahsetmek gerekir. Bu zamansız dünyada en akıldışı fantazyalarınızı oynayabilirsiniz. Bunda kültürel olarak yenilikçi hiçbir şey yok. Batılı narsisizimizden tanıdığı ve kucaklamak için içine düşüp boğulduğu bir imaj dünyası bu.

Bunu bilmek, bunu sezmek, bu karmaşık gerçeği el yordamıyla arayıp bulmak, insanlığın şimdiye kadar izlediği yolu oluşturmuş, bu yolda bazen ilerlemeler, bazen gerilemelerle karşılaşılmıştır. Kimi vakit kafalarda aydınlık düşünceler uyanmış, ama sonradan bunlar yine karanlık yasalara ve uzun vadeli vicdan boşluklarına bırakmıştır yerini.

Kendinizi, insan sağlığı ve refahının küresel ekosistemin korunmasına değil de yeryüzünün, mümkünse teknoloji ve piyasa talebinin izin verdiği hızda tüketilmesine dayalı olduğuna inandırmış durumdasınız.

Yapay aklın olağanüstü başarısı size gerçek akıldan kurtarıyor olmasından, düşüncenin işlemsel sürecini aşırı büyüterek sizi düşüncenin belirsizliğinden ve dünyayla aranızdaki çözümsüz bilmeceden kurtarıyor olmasından gelir.

Tüm bu teknolojilerin başarısı, kurtarıcı işlevlerinden ve ezeli özgürlük sorununun artık ortaya bile atılamaz olmasından kaynaklanmıyor mu?

Bu dünyanın sorunları gerçekte yalnızca iki yolla çözümlenebiliyor; yok etme ya da eşleme. Eski zamanlarda yalnızca birinci yol söz konusuydu. Oysa şimdilerde teknolojinin harikalarından yararlanmamak için hiçbir neden görmüyorum.

 

Teknokrasi dünya tarihinde bir yeniliktir. Onun büyüklüğü ve trajedisi burada yatmaktadır, çünkü insan varlığının geleceği tehlikededir. Teknokrasinin demokrasiyle uyuşmadığını hep söylüyorum ve bu fikri savunmaya da hazırım. Teknokrasi, teknolojinin iktidarıdır. Pratiği antidemokratiktir: veto, seçkinler ve ardından toplum ve gizli polis. Nükleer enerjimizin olup olmayacağına karar veren iktidardır. Nükleer enerji, atomun füzyonu ve parçalanması, bunun anlamı nedir? Söz konusu edilenin ne olduğunu bilmiyoruz, duyarlılığımızı yitirdik. Kısacası, teknokrasinin baskısının insan haysiyeti ve insanlık tarihi üzerinde olumsuz bir etkisi var. Bugüne kadar teknoloji, “insanlığın kardeşliği”ni gerçekliğe dönüştürecek bir şey yapamadı.

Öğrencilerime de söylerim; kitap okuyun. Teknoloji karşısında kitap, var olmak haricinde hiçbir şey yapamaz. Bir felsefe kitabı ve bir okuyucu olduğu sürece, yaşamdan ileri gelen bir düşünce şekillendiği sürece bir şey teknolojiden kaçacak ve ona direnecektir. Zira, kitaplar, önemli olmayan düşüncelere aldanmaktan kaçınıp önem taşıyan sorunları anlaşılır kılmaya olanak verir. Kültür elbette ki kitaplarla sınırlanamaz. Edebiyat, müzik, resim ve tüm sanat formları kültürün tamamlayıcı parçalarıdır. Ancak kültürün saçmalamamak ya da sürüklenip gitmemek için kitaplara ihtiyacı vardır. Sanat, etik, ruhsallık, maneviyat gibi tüm temel formlarıyla geleneksel kültür bir kenara konduğu andan itibaren yaşam, her şeye rağmen devam eder. Devam eder, ancak neredeyse barbar bir form altında, daha aşağı bir form altında, çünkü artık kendisi için, sayelerinde kendini gerçekleştireceği büyük modellere sahip değildir.

Bu yüzden; lütfen ısrar ederek okuyalım.

Diğer konulardaki görüşlerimi sonraki yazılarımda paylaşacağım.

 

Sevgilerimle,

 

Dr. Kubilay Kaptan

 

 

 
Etiketler: İnsanlığın, zekâ, seviyesi, neden, geriliyor?,
Yorumlar
Haber Yazılımı