Yazı Detayı
07 Nisan 2019 - Pazar 12:27
 
F35 BİLMECESİ NASIL ÇÖZÜLÜR?
Erdoğan MERT
e.mert@outlook.com
 
 

            Türkiye ve ABD arasında F35 uçaklarının teslimi üzerinden yürütülen restleşmelere varan açıklamalar, ABD tarafının 1 Nisan 2019 günü Türkiye’ye gönderilmesi gereken ekipmanın gönderimini durdurarak fiilayata dökmüş oldu. Ancak teslimat konusunda ABD yönetimi içinde de bir görüş birliğinin mevcut olduğu söylenemez. Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı) bu sürecin planlandığı gibi sürdüğünü, uçak ve ekipman teslimlerinin ve ABD’de bulunan Türk pilotlarının eğitimlerinin de devam ettiğini bildirirken ABD Kongresi tersi yönde kararlar alıyor. Bu noktada ABD Kongresinin kararlarının geçerli olacağını, Kongre izin vermediği sürece Pentagon’un kendi başına bir uygulamaya girişemeyeceğini not etmek gereklidir.

            ABD tarafının argümanı, bu uçakların Türkiye’ye verilmesi durumunda Türkiye tarafından tüm uyarılara rağmen Rusya’dan sipariş ettiği S400 Hava Savunma Sistemi’nin radarları yoluyla F35’lere ait hassas bilgilerin Rusların eline geçeceği endişesidir. Ancak bu argümanın ancak görünürdeki sebep olduğu, gerçek sebebin maddi olduğu anlaşılmaktadır zira Türk tarafı bu konuda her türlü güvenceyi vermektedir. Kaldı ki, İsrail Suriye’de konuşlu bulunan S400 bataryalarının varlığına rağmen elindeki F35 uçaklarına uçuş sırasında bu radarları yanıltmak üzere taktığı reflektör “yansıtıcı” vasıtasıyla kullanmıştır. Tek başına bu durum bile ABD’nin argümanının geçersizliğinin kanıtıdır.

S400 - F35 BAĞLANTISI

            S400-F35 bağlantısının nasıl kurulduğunu, meselenin ne zaman başladığını bilmekte fayda vardır. Irak ve Suriye iç savaşıyla ortaya çıkan boşluk Işid adı verilen terör örgütünün oluşmasına zemin hazırladı. Bütün dünyanın dikkatinin toplandığı bölge Türkiye’nin güvenliği açısından da çok ciddi riskler taşımaya başladı. Sınır ötesinden atılan roketler yüzünden pek çok vatandaşımızın canına ve malına mal oldu. Ülkemizde havadan gelen tehditleri bertaraf edecek bir hava savunma sistemine ne kadar çok ihtiyacı olduğu bir kere daha ortaya çıktı. Türkiye, bölgede tansiyonun çok yüksek olduğu dönemde NATO’yu toplam 3 defa 4. Madde çerçevesinde toplantıya çağırdı. Güneydoğudan gelebilecek hava tehditlerini bertaraf etmek üzere Hollanda, Almanya ve ABD’den Patriot bataryaları gönderildiyse de kısa bir süre sonra artık Suriye’den gelebilecek bir balistik füze tehdidi kalmadığı gerekçesiyle geri çekildiler. Bu görünürdeki sebebin arkasında aslında bu ülkelerin Türkiye’nin Suriye ve Irak’ın kuzeyinde müttefik seçtikleri grupların Türkiye tarafından düşman olarak görülmesinin cezalandırılması olduğu düşünülüyor.

            Türkiye, NATO müttefikliğinin olması gerektiği gibi tam bir koruma sağlamadığını, şartlara ve duruma göre değişebildiğini fark etti ve bu sebeple müttefiklerine olan güveni azaldı. Ülkenin kendi hava savunma sistemine sahip olması gerektiği anlaşıldığı için arayışlara girildi. İlk ihaleyi Çin firması kazandı ancak ABD ilgili Çin firması yasaklı olduğu için ve bu sistemin NATO sistemiyle uyumlu olmaması sebebiyle Türkiye’ye baskı yaptı ve uzun süren direnişe rağmen Türkiye Çin sisteminden vazgeçmek zorunda kaldı. Aslında temel sorun ABD’nin Türkiye’ye Patriot satışına gönüllü olmamasından kaynaklanmıştır. Daha sonra Türkiye Rusya ile S400 anlaşması yaptı, ücretini bile ödedi. Ancak ABD bu sistemlerin NATO standartlarıyla uyuşmadığını öne sürerek şiddetle karşı çıktı ve hala bu bilek güreşi devam etmekte.

            ABD, Türkiye’nin S400 konusunda blöf yapmadığını, kararlı olduğunu görünce F35 kartını öne sürmüştür. Ancak bu iki tarafın da altından kalkmasının zor olduğu bir oyundur. Türkiye F35 uçaklarının sadece müşterisi değil, üreticilerinden biridir. ABD kendi güvenliği için aslında F22 uçaklarını üretmektedir. Ancak bu uçaklar hem ABD ölçeği için bile çok pahalı olduğundan hem de bu uçakları kendi müttefiklerine bile satmak istemeyen ABD tarafı daha küçük, ucuz, müttefiklerin de maliyetine ve üretimine ortak olacakları bir proje geliştirdi ki bu projeye “Joint Strike Fighter / Müşterek Saldırı Uçağı – F35” adı verilmektedir. Türkiye Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İtalya, Hollanda, Kanada, Avustralya, Norveç ve Danimarka ile birlikte 2000 yılından başlayan bu projenin ortaklarından biridir. ABD, bir yandan Türkiye’yi parasını bile ödediği bu uçakları teslim etmemekle tehdit ederken bir yandan da Türkiye projeden çekilirse, onun ürettiği stratejik ve kaliteli parçaları ürettirecek başka ülkeler aramak zorundadır. Bu konuda kendilerinin de kabul ettikleri gibi Türkiye’nin boşluğunu dolduracak pek alternatif bulunmamaktadır ve bu yeni süreç projenin işleyişine ağır darbe vuracaktır. Bu durumda ABD tarafı Türkiye’ye neredeyse muhtaç gibi görünüyor. Ancak bu göbek bağının tek taraflı olduğunu düşünmek büyük yanılgı olacaktır.

            Türkiye uzun yıllardır gövde montajını da yurt içinde başarıyla yaptığı F16 uçaklarını yoğunlukla kullanmaktadır. Ancak her ne kadar ilk üretildiğinden beri defalarca güncellenip modernize edilerek çok daha mükemmelleşse de bu uçakların görev tanımı havadan havaya operasyonları kapsamaktadır. Ancak Türkiye’nin havadan karaya taarruz yapacak uçak ihtiyacı iyiden iyiye artmaktadır zira hem hava taarruzu, hem de eğitim uçağı olarak kullanılan F4 Phantom ve daha eski F5 uçakları artık çok eskimiştir. Türkiye F16’ların yanında kullanmak üzere kendi uçağını geliştirmek için de kolları sıvamışsa da bu sürecin daha çok uzun zaman alacağı ortadadır. Bu süre içerisinde 5. Nesil, stealth (radarda görünmezlik) özelliği olan bir uçağa sahip olma amacı doğrultusunda F35 projesine 3. Seviyeden üretici ortak olarak dahil olunmuştur.

F35 ALTERNATİFLERİ

            Türk tarafının ABD Patriot vermediğinde gidip S400 alışını örnek göstererek F35 vermezse de başka alternatifler bulunacağı öne sürülmekte ve gittikçe yükselen bir tonda dillendirilmektedir. Gerçekten de F35 özelliklerine sahip ya da yakın pek çok alternatif mevcuttur. Bu alternatifleri şöyle sıralayabiliriz: Çin-Pakistan ortak üretimi JF17, Çin yapımı J31, Rus yapımı Su57, İsveç yapımı Saab Gripen. Bu uçakların her birinin teknik özellikler bakımından F35’ler ile karşılaştırılması mümkün. Fiyatlarının da çok daha ucuz olduğu da bir gerçektir. Hatta örneğin Rus yapımı Su57’nin bazı açılardan F35’ten bile üstün olduğu hatta bir F35 katili olması için tasarlandığı da söylenmektedir. Ancak uluslar arası ilişkiler ortamında bu uçakların fiyatları, teknik özellikleri gibi karşılaştırma birimleri birer detay olmaktan öteye gitmemektedir. Öncelikle uzun yıllardır aynı ittifak içinde müttefik olunan ABD bile, üstelik üretimine ortak bir projeyle başlanmış bir projede çeşitli bahanelerle en önemli NATO üyelerinden birini gözden çıkarabiliyorsa, Çin ve Rusya gibi yakın zamana kadar net düşman kabul edilen ülkelerin çok “cana yakın” davranmaları beklenmemelidir. Uluslar arası ilişkilerde “dostluk-ahbaplık” gibi kavramlar değil, milli çıkarlar hakimdir.

            Yine çok yakın bir zamanda, Türkiye’nin ABD ile sürtüşmesini izleyen Rusya tarafı Türkiye’nin elini güçlendirecekmiş gibi görünen bir hamle ile Su57 satışı için lisans verdiğini duyurmuştur. Ancak askeri malzeme alımları bireysel otomobil tercihi gibi düşünmek son derece büyük yanılgıdır. Bir Su57 F35’in yarısı, hatta çok daha azı bir fiyat etiketi bile taşıyor olabilir. Ancak Türkiye’nin radar’dan mühimmata, bakım istasyonundan personelin bilgi donanımına kadar elindeki her şey NATO standartlarındadır. Rus ya da Çin uçakları alındığında tamir bakım kitlerinden uçağa yüklenecek mühimmata kadar her alanda değişiklik yapılması, ordu içinde ordu kurmak kadar zor olacağı gibi bu uçakların birim maliyetlerinin F35’lere göre kat be kat artacağı anlamına gelmektedir. Ayrıca ABD’ye olan bağımlılıktan kurtuluş sadece söylemde kalacak, bu defa Rusya veya Çin bağımlılığı söz konusu olacaktır. ABD ile olduğu gibi bu ülkelerle de ileride yaşanabilecek sürtüşmeler bu defa da onların ambargo koymalarıyla sonuçlanacaktır. Dolayısıyla böyle bir hamle bağımsızlık değil, bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla ikame etmek anlamına gelmektedir.

            Şu durumda her ne kadar ABD ve F35 aleyhtarı bir hava oluşmuşsa da Türkiye’nin yüksek çıkarları bu projeyi sürdürmekten yanadır. F35 platformu 3 değişik amaç doğrultusunda kullanılabilecek özellikteki yegane platformdur. F35A, her uçak gibi hava alanından kalkıp hava alanına iniş yapan standart işlevli modeldir ki Türk Hava Kuvvetleri için sipariş edilen 100 F35 bu modeldir. F35C modeli, uçak gemilerine iniş yapabilmek için kancası olan ve kalkış için katapult kullanabilen bir modeldir. Türkiye’nin uçak gemisi olmadığı için bu model sipariş edilmeyecektir. Ancak bu konudaki tartışmalara katılan pek çok kişinin gözden kaçırdığı nokta F35B modelidir ve bu model Türkiye’nin bu projeye bağlı kalma zorunluluğunun temelini oluşturmaktadır.

TCG ANADOLU VE F35 BAĞLANTISI

Doğu Akdeniz’de tespit edilen doğalgaz yatakları sebebiyle bu bölgede suların ısındığı bilinmektedir. Türkiye Ege, Akdeniz ve hatta daha uzak denizlerde uzun süreli ve kapsamlı operasyonlar yapabilmek için çok büyük bir projeye imza atmaktadır. Yapımı tamamlanmakta olan TCG Anadolu ve ikiz kardeşi TCG Trakya gemileri, yanlış bir ifadeyle birer “Uçak Gemisi” olarak adlandırılsalar da aslında birer “Çok Amaçlı Amfibi Hücum Gemisi”dir. Bu platform Türkiye için bir uçak gemisine göre çok daha mantıklıdır zira uçak gemisi adından da anlaşılacağı gibi sadece uçak taşır. Ancak daha küçük olan çok amaçlı amfibi hücum gemisi TCG Anadolu ve TCG Trakya, taşıdığı çıkarma gemileri, tanklar, zırhlı personel taşıyıcılar, helikopter, uçaklar ve hatta içindeki hastane ile yüzen bir amfibi deniz piyade taburudur. 56 Uçuş personeli, 50 hastane personeli, 200 karargah personeli, 500-700 arası amfibi deniz komandosu ve 348 kalıcı personeliyle yüzen ordu olan bu gemi dünyanın her yerinde kurtarma ve yardım operasyonları da yapabilecek kapasitededir. Bu gemi sayesinde Türkiye bu tür bir deniz gücüne sahip nadir ülkeler arasına girecektir. Yine bu gemi 2 adet insansız hava aracı, 8 adet orta yüklü helikopter, 4 adet Atak helikopteri, 2 adet Seahawk genel maksat helikopteri ve 6 adet F35B savaş uçağı taşıyacaktır. İşte bu noktada Türkiye’nin neden F35 projesi içinde kalması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Türk Donanmasının amiral gemisi olacak TCG Anadolu ve ikiz kardeşi TCG Trakya platformları daha başında F35B dikine havalanıp inebilen savaş uçakları düşünülerek seçilmiştir. Bu dev yatırım F35B uçakları olmaksızın işlevini büyük oranda yitirme ve hatta neredeyse tümden anlamsızlaşma tehlikesiyle karşılaşmaktadır. F35 uçaklarının alternatifleri olduğunu düşünmek mümkünse de TCG Anadolu ve TCG Trakya için olmazsa olmaz F35B uçaklarının alternatifi mevcut değil. Dikine iniş-kalkış yapan yine ABD yapımı Harrier uçakları artık demode olduğu ve yerine F35B uçakları geleceği için bir alternatif değildir.

SONUÇ

            Türkiye’nin F35 projesinde kalması hem ABD hem Türkiye’nin yüksek çıkarlarına en uygun seçenektir. Her ülke gibi Türkiye de kendi yerli ve milli uçağını (TFX Projesi) yaparak bağımlılıktan kurtulmak istemektedir. Ancak dünyanın iki askeri teçhizat devi ABD ve Rusya bile her ne kadar yazılımından cıvatasına kadar bir uçağı kendi başına yapabiliyor olsa da bu maliyeti tek başına göğüslemek yerine uluslar arası işbirliklerine başvurma yoluna gitmektedir. F35 Projesi de böyle bir projedir. Büyük devletler bu tür kritik sistemlerde bile tam bağımsızlık yerine karşılıklı bağımlılık yoluna giderek maliyetlerini azaltmayı tercih etmektedir. Bu çerçevede F35 projesinin konjonktürel çalkantılara kurban edilmek yerine başlangıçtaki işbirliği ruhu ile devam edeceğini beklemek bugünün olumsuz atmosferinde bile hayalcilik olmaz. ABD ve Türkiye her ne kadar perde önünde köprüleri atıyormuş gibi görünseler de perde arkasında işbirliğine devam edecektir.

Öğr.Gör. Erdoğan MERT

Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Uzmanı

Metinde bahsedilen platformlara ait görseller:

Harrier

 

F35B

 

F35A

 

TCG Anadolu ve TCG Trakya

 

S400

 

PATRİOT

SU 57

JF17

J31

 

Saab Gripen

 

 

 

 
Etiketler: F35, BİLMECESİ, NASIL, ÇÖZÜLÜR?,
Yorumlar
Haber Yazılımı