Haber
16 Eylül 2012 - Pazar 14:00
 
82 Anayasası
- Haberi
82 Anayasası

Bilindiği üzere 1982 anayasası da tıpkı 1961 anayasası gibi askeri bir darbe sonucu hazırlanmıştır. Anayasa yapım sürecinde taslak hazırlamak üzere 2 meclis oluşturulmuştur. Bunlardan birincisi askerlerden oluşan Milli Güvenlik Konseyi, ikincisi sivillerden oluşan Danışma Meclisiʹdir. Danışma Meclisiʹnin sivillerden oluştuğunu söylemem, sizlerde sivil bir anayasa yapıldığı izlenimi yaratmasın. Zira Danışma Meclisiʹnin tüm üyeleri Milli Güvenlik Konseyi tarafınca seçilmiş ve atanmıştır. Halkın iradesinin etkisi söz konusu bile değildir. Danışma Meclisiʹne kabul edilmenin koşulu 11 Eylül 1980ʹden önce hiçbir siyasi parti mensubu olmamaktır. Bu iki meclisin katılımı ile oluşan ‘Kurucu Meclisʹ anayasa tasarısı hazırlamış ve halkoyuna sunmuştur. Yalnız tasarının hazırlanmasında hiçbir siyasi parti rol oynamamıştır. Ayrıca anayasa yapım sürecinde bu taslakla ilgili kamuoyunda hiçbir tartışmaya izin verilmemiş ve taslak aleyhine propagandalar yasaklanmıştır.   Kısaca 1982 Anayasasıʹnın yapım süreci sivil ve demokratik değildir.   Halkoylaması aynı zamanda anayasaya konan geçici 1. Madde sayesinde, cumhurbaşkanlığı seçimi ile birleştirilmiştir. Madde aynen şöyledir “Anayasanın halkoylaması sonucu, Türkiye cumhuriyeti anayasası olarak kabul edildiğinin usulünce ilanı ile birlikte, halkoylamasının tarihindeki milli güvenlik konseyi başkanı ve devlet başkanı, cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak, 7 yıllık bir dönem için anayasa ile cumhurbaşkanına tanınan görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.ʹʹ   Zira bu madde de o dönemki cumhurbaşkanının “meşruluğunun(!)” göstergesi niteliğindedir. Yapım sürecinden içeriğine girecek olur isek; -1982 anayasası devletin temel kuruluşunun ve temel hakların ana hatlarıyla belirlendiği bir ‘çerçeve anayasaʹ değil, her şeyi her ayrıntısına kadar düzenlemek isteyen ‘kazuistik bir anayasadırʹ . 1961 Anayasasıʹna göre daha düzenleyicidir. -Değiştirilmesi adi kanunlardan daha zor usullere bağlı katı ve sert bir anayasadır. Zira 1982 Anayasası ile değişiklik sürecine ek olarak ‘onayʹ safhası eklenmiştir. -Cumhurbaşkanının yetkileri artırılmış, bakanlar kurulu içinde başbakana üstün konum verilerek daha ‘güçlü bir yürütmeʹ amaçlanmıştır. -Daha az katılmacı demokrasi modeli öngörülmüştür. Yani sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların, kurum kollarının siyasi partiler ile ilişki kurmaları yasaklanmıştı.* * Fakat bu yasakların tümü 23 Temmuz 1995 tarih ve 4121 sayılı kanunla yapılan anayasa değişikliği ile ortadan kaldırılmıştır.   Bunun akabinde; -Parlamenter sistemin tıkanıklıklarını giderici çözüm yolları öngörülmüştür. Mesela meclis senatosu kalkmış, tek meclis sistemi benimsenmiştir. Böylece kanun yapma süreci kısaltılmış ve bürokrasinin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Cumhurbaşkanına belli şartlarda meclis seçimlerini yenileme yetkisi verilmiştir.   82 Anayasası ile getirilen yeni kurumlar ise şunlardır: -Devlet Denetleme Kurulu -Yüksek Öğretim Kurumu -Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu -Cumhurbaşkanı Genel Sekreterliği -Cumhurbaşkanı Kararnamesi -Olağanüstü Hal ve Sıkıyönetim Kanun Hükmünde Kararnameleri   Bunların haricinde 1982 Anayasasıʹnı, bazı maddeler ışığında incelemek gerekir. Bu anayasaya hâkim olan düşüncenin ‘Devlet otoritesini güçlendirmekʹ olduğunu gösteren hükümlerden biri ‘Devletin temel amaç ve görevleriniʹ düzenleyen 5. Maddesinde yer almaktadır. Bu maddeye göre devletin öncelikli görevi “Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak” tır. İkinci görevi ise ‘‘kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”   Bu maddede görüldüğü üzere 1982 Anayasasıʹnda devlete kişilerin temel haklarını koruma konusunda bir görev yüklenmemiş, sadece sosyal devletin gereği olan bazı edimler yüklenmiştir. Kaldı ki bu edimlerin yerine getirilmesi de 65. Madde hükmü çerçevesinde mali yeterlilikler ile kısıtlanmıştır. İşte bu nedenlerden dolayı 1982 Anayasasıʹnın, demokratik anayasaların olması gerektiği gibi temel hakları ve özgürlükleri güvence altına alma fonksiyonunun olmadığını görüyoruz.   Zira bu anayasa özgürlük-otorite ilişkisinde otoriteyi güçlendirmiş, özgürlükleri geri plana atmıştır. Ödevle sınırlanmış hak anlayışı, demokratik değil otoriter bir anlayışın eseridir. Daha az katılımcı, daha az çoğulcu ve daha az demokratik bir yapı benimsemiştir. Uzun ömürlü bir anayasanın gereği olan tüm toplumsal güçlerin ve akımların görüşlerini yansıtabilmeyi yeğlememiştir. Tek bir güç ve görüş bazında hazırlandığı için de, o gücün miadı dolunca işlevini yitirmeye başlamıştır. Haliyle bu durum anayasada değişiklik yapma gereğini doğurmuş, yapılan birçok değişiklik neticesinde de nihayet yeni bir anayasa ihtiyacı ortaya çıkmıştır. 1982den bu yana 17 kez anayasa değişikliği yapılmıştır.   En önemli değişikliklerden biri olan 1995 anayasa değişikliğinde ‘daha az katılmacı demokrasi modeliʹ artık son bulmuştur. Yukarıda da belirttiğim gibi Sivil toplum kuruluşlarına ve benzeri örgütlerin siyasi faaliyetlerde yer almasının önü açılmıştır. Hiç şüphesiz bu değişiklik demokrasi için atılmış önemli bir adımdır. Fakat özgürlükler için de değişiklik gerekliydi ve 2001 anayasa değişiklik paketi ile de özgürlükçü demokratik bir yapının adımları atılmıştır.   Bunlardan kısaca söz edecek olursak: -Başlangıç metnindeki ‘hiçbir düşünce ve mülahazamınʹ ifadesi , ‘hiçbir faaliyetinʹ olarak değiştirilmiştir. Bu ifade daha özgürlükçü bir yapı doğurmuştur. -13.maddede sayılan tüm hak ve özgürlükler için geçerli ‘genel sınırlama sebepleriʹ ki 9 sınırlama sebebi var; yapılan değişiklik ile bu maddeden çıkarılmıştır. Bu maddeye ölçülülük ilkesi, hakkın özüne dokunma yasağı ve laik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama şartları eklenmiştir. Ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlandırılması öngörülmüştür. Böylece hak ve özgürlüğün niteliğine uygun daha özel sınırlamalar getirilmiştir. Bu değişiklik ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun ‘özgürlüğün asıl, sınırlamanın istisnaʹ sayıldığı sistem benimsenmiştir. Aynı şekilde, 13.maddedeki bir diğer değişiklikle, ilk metindeki “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ibaresine eklenen “laik Cumhuriyetin gerekleri” ibaresi ise, Türkiyeʹnin laik düzeni koruma konusundaki hassasiyetini ve kararlılığını vurgulayıcı niteliktedir. 13.maddedeki değişiklikle getirilen bu yeni sistem özgürleşme ve demokratikleşme yönünden son derece önemli ve olumludur.   Diğer bir değişiklik ise -Hakkın kötüye kullanılamaması yasağı kapsamında. 14. Maddeʹde bir değişiklik yapılmıştır. Yeni metinde, temel hak ve hürriyetlerin, kişilerin yanında, eskisinden farklı olarak “devlete karşı da korunması” önemli bir yenilik sayılmalıdır.   2001 yılında yapılan değişiklikteki diğer maddeleri kısaca şöyle sıralayabiliriz: - Kişi Hürriyeti ve Güvenliği -Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması -Yerleşme ve Seyahat Hürriyeti -Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti -Basın Hürriyeti -Kamu Tüzel Kişilerinin Elindeki Basın Dışı Kitle Haberleşme Araçlarından Yararlanma Hakkı -Dernek Kurma Hürriyeti -Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı -Hak Arama Hürriyeti -Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar -Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması, Son olarak da; -12 Eylül Dönemi Tasarruflarına Karşı Anayasa Yargısı Yolunun Açılması: 2001 Anayasa değişikliği paketindeki belki de en önemli yenilik, Anayasanın Geçici 15. maddesinin üçüncü fıkrasındaki, “Bu dönem (12 Eylül 1980 – 7 Aralık 1983 ) içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığı iddia edilemez” hükmünün madde metninden çıkarılarak, 12 Eylül tasarruflarına karşı Anayasa yargısı yolunun açılmış olmasıdır.   Böylece, Türkiye, Anayasanın 2. maddesindeki “ hukuk devleti” ve 11. maddesindeki “Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı” ilkesine açıkça ters düşen bu durumdan kurtulmuş oldu. 12 eylül 2010 değişiklikleriyle getirilen yenilikler -Kamu görevlileri hakem kurulu. -Kamu denetçiliği kurumu. -Sosyal ve ekonomik konsey. -Yüksek askeri şura ve Hakimler savcılar yüksek kurulunun bazı kararlarına karşı yargı yolunun açılması. -Uyarma ve kınama disiplin cezalarına karşı yargı yolunun açılması. -Anayasa mahkemesinin 3 üyesinin Tbmm tarafından seçilmesi. -Anayasa mahkemesi bireysel başvuru yolunun açılması. -Anayasa mahkemesinin üye sayısının 17ye çıkarılması ve yedek üyeliğine son verilmesi. -Anayasa mahkemesinin bir genel kurul ve iki bölümden oluşması. -HSYKʹnın üye sayısının 22ye çıkarılması, üye seçme yetkisinin bütün hakimlere tanınması ve hakim olmayan 4 üyenin Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi. -HSYKʹnın 3 daireden oluşması. -Partinin kapatılmasına sebep olan milletvekilinin milletvekilliğinin sona ermesi. -Anayasa geçici 15. Maddesinin ilgası yani 12 Eylül dönemine yargı yolunun açılması. --- Genel olarak önemli değişikliklere değindikten sonra, yeni anayasa çalışmalarında gündemde olan konulara değinmek istiyorum. Öncelikle ilk 3 maddeyi teminat altına alan 4. Maddenin kaldırılıp kaldırılamayacağı hususunda konuşacağım. Maddeleri sıralayacak olursak: MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankaraʹdır.   MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. Görüldüğü gibi ilk 3 madde teminat altına alınmış olmasına rağmen, 4. Maddenin bu teminat teşkil edişinin bir güvencesi yoktur. Zira bu durumda 4. Madde değiştirilebilir ve bunun akabinde ilk 3 maddeye de dokunulabilir. Fakat asli kurucu iktidar, yani yeni bir anayasa yapma kudretine sahip olmayan bir iktidar hukuken anayasanın ilk 3 maddesinde değişiklik yapamaz. 4. maddenin değiştirilmesine dönecek olur isek, bu maddenin değiştirilmesinin bir müeyyidesi yoktur. Zira anayasa mahkemesinin, anayasa değişikliklerini ESAS yönünden denetleme yetkisi yoktur. (ay m.148) . TBMMʹnin 3ʹte 1ʹinin ilk 3 maddenin değiştirilmesi yönünde teklif vermesi, TBMM başkanının bu teklifi TBMM genel kuruluna sunması ve kabul edilmesi halinde bu teklifin Cumhurbaşkanınca onaylanıp halk referandumundan da değiştirilmesine yönelik oy çıkması durumunda, anayasa değişikliği kesinleşir ve resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girer. Buna karşı artık yapacak hukuki hiçbir yaptırım yoktur.   Fikrimce 4. Maddenin kaldırılması fikri yanlıştır. Zira ülkenin sosyolojik durumu ve güncel sorunları göz önüne alındığında, ülkemiz için mühim olan ilk 3 maddenin anayasa nezdinde teminat altında kalması gereklidir. Diğer güncel bir konu ise parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçilip geçilemeyeceğidir. Bu hususta 1982 anayasasının öngördüğü sistem ile 2007 değişikliklerinden sonra ortaya çıkan sistem ayrımı söz konusudur. 1982 anayasası parlamenter sistemi öngörmüştür. Şöyle ki parlamenter sistemin özelliklerinden kısaca bahsedecek olursak; -Yürütme organının yapısı 2 başlıdır. Yani bir kanatta cumhurbaşkanı, diğer kanatta bakanlar kurulu bulunmaktadır. Kaldı ki bakanlar kurulu da 2 yapılıdır; bir tarafta başbakan diğer tarafta bakanlar bulunur. -Parlamenter hükümet sistemlerinde yürütme organı doğrudan halk tarafından seçilmez. Cumhurbaşkanı yasama tarafından seçilir. -Yürütmenin yasamanın güvenine dayanması söz konusudur.   2007 değişikliklerinden sonra parlamenter hükümet sisteminin asli özelliklerinden olan cumhurbaşkanının yasama tarafından seçilmesi usulü değiştirilmiş, başkanlık sisteminin özelliği olan cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi usulü getirilmiştir. Bu durumda ne saf parlamenter sistemden bahsedilebilir ne de tam bir başkanlık sisteminden. Yeni sivil bir anayasanın yapılması durumunda tam manasıyla hangi sistemin belirleneceği tartışılmaktadır. Parlamentoda çoğunluğa sahip bir partinin başkanının cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda, bu kişi başkanlık sistemindeki gibi ülkenin iç ve dış siyasetini belirleyebilir ve yürütmenin tek gerçek başı olabilir. Fikrimce Başkanlık sisteminin düzenli ve yerinde işlediği tek yer Amerika Birleşik Devletleridir. Türkiyeʹde tam manasıyla başkanlık sisteminin işlemesi zor gibi duruyor. Böyle işleyişinin ne yönde gelişeceği kestirilmeyen bir sistemi ülkemizde uygulamaya çalışmak, ülkeyi büyük bir kaosa sürükleyebilir. Ben hukuk öğrencisi olmamın da verdiği anayasa bilgilerime dayanarak, sizleri elimden geldiğince bazı hususlarda aydınlatmaya çalıştım. Umuyorum ki milletimiz yeni sivil bir anayasa yapılması konusunda gerekli hassasiyeti ve özeni gösterecek, bu süreçte doğru kararlar alınmasına katkı verecektir.  
Kaynak: (İHA) - İhlas Haber Ajansı Editör:
Etiketler: 82, Anayasası,
Yorumlar
Haber Yazılımı