KARADENİZ BÖLGEMİZİN SEL SORUNU


12 Eylül 2015 Cumartesi 14:26

Yrd. Doç. Dr. Kubilay Kaptan, Beykent Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü

Bir Karadenizli olarak artık “KARADENİZ BÖLGESİ SELE TESLİM” haberi okumak istemiyorum. Eminim Karadenizli olsun olmasın bütün yurttaşlarım bu isteğimi paylaşacaktır.

Peki, nedir sorun?

Doğu Karadeniz Bölgesi; iklimi, topoğrafik ve jeolojik yapısı itibarı ile taşkın ve heyelana müsait bir bölgedir. Oluşan bu taşkın ve heyelanlar günlük hayatı ve ekonomik faaliyetleri olumsuz yönde etkilemektedir.

Özellikle son yıllarda küresel ısınma ve iklim değişikliği sebebiyle meydana gelen taşkın ve heyelanlar can ve mal kayıplarını önemli boyutlara ulaştırmıştır. 

Ülkemizde son 20 senede 501 taşkın meydana gelmiş ve bu taşkınlarda, 512 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 582 bin hektar tarım alanı zarar görmüştür. Bu zararların toplamı yaklaşık 2 milyar 100 milyon ABD doları olarak tahmin edilmektedir.

Doğu Karadeniz Havzası hem aldığı yağış miktarı hem de topografik yapısı itibarı ile ülkemizde taşkınların sıklıkla görüldüğü bir havzadır.

Taşkın sebeplerine baktığımızda;

  • Aşırı ve şiddetli yağışlar,
  • Özellikle yerleşim yerleri içerisinden geçen dere yataklarında; yapılaşma ile dere kesitinin daraltılması,
  • Dere yatağına fen ve sanat kaidelerine aykırı ve izinsiz menfez veya köprü yapımı,
  • Dere yatağına tekniğine aykırı bent veya dolgu yapımı,
  • Dere yatağına moloz, sanayi ve evsel atıkların atılması,
  • Dere yatağına kanalizasyon şebekesi veya içme suyu borusu döşenmesi,
  • Arazi kazanmak maksadıyla dere yataklarının üstünün kapatılarak otopark, konut, ticaret hane vb. yapılması,
  • Yamaçlardaki plansız yapılaşma, tekniğine aykırı yol açma çalışmaları
  • Dere yataklarından kaçak kum çakıl alımı faaliyetleri,
  • Dere yataklarında tabii olarak büyüyen saz, çalı ve ağaçların yatak kesitini daraltması.

 

Ülkemizde kırsal bölgeden kentlere aşırı bir göç olmuştur. Bu göçün nedenleri kırsal bölgede eksik olan iş güvencesi, sağlık sorunlarının iyileştirilememesi ve eğitim olanaklarının yetersizliğidir. Kırsal bölge halkının kendi yörelerinden kalkıp kentlere gelmesiyle, konut sorunu, ulaşım ve trafik, çevre sorunları, yeşil alan gereksinimi, içme-kullanma suyu sorunları vb. içinden çıkılamaz hale gelmiştir. Bu sorunların başında, konut sorunu ve buna bağlı olarak da, çarpık ve hızlı yapılaşma gelmektedir. Ancak, bölgemizdeki mevcut kıyı şeridi, buna cevap veremez durumda olunca, hızlı ve çarpık-plansız yapılaşma kaçınılmaz olmuştur. Her önüne gelenin, istediği gibi ruhsat dağıtılması, günümüzdeki sorunları ortaya çıkarmıştır. Binaların kat sayısı, yönü, tipi, biçimi, park olanakları, yeşil alan gereksinimi vb. arap saçına dönmüştür. Kağıtlar üzerine işlenen planlar terkedilerek, dere ve akarsu yataklarına, deniz kıyılarına doğru kentleşme ve yerleşme hızla devam etmektedir. Her şey bir anda kontrolden çıkarak, yerel yönetimler, diğer kurumlar denetimi kaçırmışlardır. Bölgede yaşanan taşkınlarda büyük can ve mal kayıpları yaşanmıştır. Yine dere yataklarına, deniz kıyılarına, kontrolsüz müdahaleler sürmektedir.

 

Doğu Karadeniz; Ordu’nun doğusundaki Melet Çayı’ndan Gürcistan sınırına kadar uzanan, Karadeniz Bölgesi’nin en dağlık ve yükseltisinin en fazla olduğu (4.000 m) bölümüdür. Topoğrafik yapısı ve meteorolojik özellikleri nedeniyle sel ve heyelan olaylarının sıkça yaşandığı bir coğrafyada yer almaktadır. Kıyıları fazla girintili-çıkıntılı değildir. Güçlü dalgalar, kıyıda falez oluşumuna neden olmuştur. Tarımda makineleşmenin en az geliştiği bölümdür. Dağların kıyıya paralel olması tarım alanlarını sınırlandırmıştır. Kırsal nüfusun ve dağınık yerleşmenin en fazla olduğu bölümdür.

 

Bu kesim ülkemizin ve Karadeniz Bölgesi’nin en fazla yağış alan bölümü olup, yıllık ortalama yağış miktarı 1500 mm (metrekareye 1500 kg.), en yağışlı ili 2400 mm ile Rize’dir. Dağlar kıyı kesimin nemli havasının iç kısımlara geçmesini engeller ve bölgenin kıyısı ile iç kesimleri arasında önemli iklim farklılıkları görülür. Kıyılardan iç kesimlere doğru gidildikçe hem yağış oranı azalmakta, hem de karasallık nedeniyle sıcaklıklar düşmektedir. Bölgenin yağış dağılımında hakim rüzgar yönü ile yamaçların konumu ve yükseltisi en önemli etkenlerdir. Özellikle yaz mevsiminde ülkemizin en fazla yağış alan bölgesi Doğu Karadeniz’dir. Aynı zamanda sonbahar mevsiminde Akdeniz kıyı kesimiyle birlikte, Doğu Karadeniz kıyıları aldığı bol yağış ile dikkati çekmektedir. Bu mevsimlerde meydana gelen etkili ve sürekli yağışlar bölgede sel ve heyelan felaketlerine yol açmakta, can ve mal kaybına neden olmaktadır.

 

Yukarıda özetlenen coğrafi özellikler bir arada değerlendirildiğinde, Doğu Karadeniz kıyı kuşağında sel oluşumu doğal ve sıradan bir olaydır. Yöreyi etkileyen şiddetli ve uzun süreli yağışlar, zeminin de genellikle suya doygun olması nedeniyle hızla yüzeysel akışa geçmekte ve taşkınlara sebep dolmaktadır. Öte yandan, akarsu boylarının kısa, vadi yamaçlarının dik ve vadi tabanlarının dar olması nedeniyle sel suları hızla vadi tabanlarına toplanmakta ve ani su baskınlarının oluşmasına sebep olmaktadır. Böylece vadi içlerinde ve akarsu ağızlarında kurulmuş yerleşmeler bu şok sellere hazırlıksız yakalanmaktadır. Nitekim yakın geçmişte Çamlıhemşin, Güneysu ve Beşköy gibi vadi içlerinde kurulmuş yerleşmelerle Trabzon ve Çayeli gibi akarsu ağızlarında kurulmuş yerleşmeler bu şok sellerden büyük zarar görmüştür. Yörenin afet risk haritası bir an önce tamamlanmalıdır. Yeni yapılaşma yörenin coğrafi özelliklerini dikkate alan kapsamlı bir plan çerçevesinde ve kurallara uygun

olarak yapılmalıdır.

 

 

Doğal afetler can ve mal kayıplarına neden olarak, insanların sosyal ve ekonomik kayıplarına sebep olmaktadır. Doğal afet risklerinin önceden belirlenmesi ve buna göre başta yerleşim yerleri olmak üzere diğer kentsel donatı ve bayındırlık alanlarının planlaması risk tehdidini azaltacaktır. Geniş alanları kapsamına alacak çalışmalar, konumsal bilgi envanterleri, raster/vektör tabanlı çok yönlü geniş hacimli veriler içerirler. Kurumlar ihtiyaç duyduğu verileri(yol, akarsu, yerleşim alanları, doğal kaynaklar gibi) bu haritalardan temin etmektedir. Ancak bu haritaların ülke bazında güncellenmesi uzun bir zaman sürecinde gerçekleşmemektedir. Kurumların topografik harita üzerinden elde ettikleri veriler güncel olmamakta veya buradan elde edilen bilgiler kurumların ihtiyaçlarını yeterince karşılamamaktadır. Ayrıca bu haritaların dışında kamu kurumlarının doğrudan araziden topladıkları konumsal bilgiler de bulunmaktadır. Bu konumsal bilgilerin üretiminde kamu kurumları arasında yetki ve sorumluluk açısından belirli bir standart henüz oluşturulamadığından birçok veri farklı kurum tarafından aynı anda, değişik ölçek ve standartta toplanmıştır.

 

Bunlara ilave olarak kamu kurumlarının (merkez teşkilatları ) Genel Müdürlüklerinin, kendi taşra teşkilatlarından bağımsız olarak yürüttükleri projeler bulunmakta, bunlardan elde edilen konumsal bilgilerden ise yerel idarelerin faydalanması her zaman mümkün olmamaktadır. Turkiye‟de bugün hava şartlarını, iklimi, nehirlerimizdeki ve göllerimizdeki su seviyelerini takip edip sele, “sel”; cığ‟a, “cığ”; kuraklığa,“kuraklık” demek, onları izlemek ve önceden haber vermekle görevli herhangi bir kurum veya kuruluşumuz bulunmamaktadır. Örneğin taşkın risk haritası oluşturularak doğal afet planlaması yapılabilir. Doğal Afetler sonucu ortaya çıkan can ve mal kayıplarının en aza indirilmesine önceden tedbir alınmasına olumlu katkı sağlanmış olacaktır.

 

Bu nedenle, konumsal veri tabanlarının çevresel uygulamalarda kullanılması kaçınılmazdır. Söz konusu veri tabanları çevre amaçlı çalışmalara altlık oluşturarak, özellikle üst ölçek planlamada karar vericilere yardımcı olurlar. Doğu Karadeniz Bölümü (Rize ve Trabzon ve Giresun ili )‟nde hatta tüm Karadeniz Bölgesinde doğal afet bilgi sistemi altyapısının oluşturulması, doğal afet risklerinin önceden belirlenmesini sağlayarak, herhangi bir yerde afet yaşanması durumunda sağlıklı planlama yapılabileceği için can kayıplarının önlenmesi yada azaltılması mümkün olabilecektir. Bunun yanında yerleşim yerlerinin doğal afet risk haritası dikkate alınarak planlanacağından mal kayıpları da en aza inecektir. Böylece ekonomik bir kazanç ile ölçülemeyecek derecede önemli olan insan hayatının korunmasını sağlamış olacaktır.

 

Örneğin 7 Ağustos 1998 tarihinde Doğu Karadeniz Bölümünün büyük kısmında etkili olan taşkın olayları, Hopa istasyonunda “maksimum” olarak kayıtlara geçen yağışlar sonrasında meydana gelmiştir. Genişçe bir alanda etkili olan bu taşkınlar en büyük yıkımı Trabzon’un Beşköy beldesinde yapmış ve heyelanların da meydana geldiği olayda 43 kişi yaşamını yitirmiştir. Ülkemizin Doğu Karadeniz Bölgesi, topoğrafik ve hidro-meteorolojik özellikleri bakımından, sel felaketleri açısından, her zaman hassas bölge konumundadır.

 

Her kentin kendine özgü afet risk faktörü var. Örneğin Karadeniz Bölgesi'nde ormanlık alanların içine fındık alanları açılması, sel ve heyelan riskini artırıyor. Topoğrafik özellikler dikkate alınmadan yapılan kara yolları, yoğun yağışlarda dere yatağı işlevi görerek suların alçak noktalara toplanmasını kolaylaştırmaktadır. Topoğrafya‟nın kendine özgü suyu boşaltma yolları vardır. Yağmur yağar ve su toplama çizgilerinden denize ulaşır. Doğal olmayan biçimde kara yollarıyla bunların önünü keserseniz, o zaman su denize ulaşmak yerine kara yolunu doğal nehir haline getirecek ve suyu bölgedeki en alçak noktada toplayacak. Oralarda da göllenmeye neden olacaktır. Buraların tespit edilip suyun denizle buluşmasını sağlayacak önlemlerin alınması, kentte su altında kalacak çukur bölgelerde

gerekli düzenlemelerin yapılması şarttır.

 

Farkında olmadan Karadeniz yükseliyor. Dolayısıyla deniz kıyısındaki mühendislik yapılarımız gelecek on yıllar için de tehdit altındadır. Karadeniz'in okyanuslara göre çok daha hızlı yükselmesi bölgedeki kıyı kentleri için gelecekte risk faktörü olacaktır.

 

Deniz kıyısındaki risk haritalarının da oluşturulması gerekiyor. Karadeniz'de 3.5 ile 4,5 milimetre tespit edilmiş yükselme söz konusudur.. İngiltere hükümeti denizlerdeki yükselmeleri düşünerek gelecekte kıyı kesimlerine kara yolu ve benzeri yapılar yapmama kararı aldı. Karadeniz'in yükselmesi böyle devam ederse 10 yıl sonra deniz 5 santimetre yükselecektir. Böylece su 5 metre daha içeri girecek. Bu verilere göre, Karadeniz sahil yolunun ne kadar risk altında olduğuna yönelik de simülasyon çalışmaları yapılması gerekir.

 

Bütün doğal afetlere tedbir alınarak can ve mal kaybının en aza indirilmesi mümkündür. Afetin meydana gelmesinden sonra yapılacak kurtarma faaliyetleri her ne kadar önemli olsa da sosyal etkileri ve ekonomik kayıpları önlemek oldukça güçtür. Bu nedenle, afet öncesi potansiyel risk taşıyan bölgelerin belirlenmesi ve buna göre tedbirlerin önceden alınması ve hazırlıkların buna göre yapılması gerekmektedir. Özellikle yerleşim yerleri afet riski altında olmayan alanlar dikkate alınarak belirlenmelidir.

 

Geniş alanları kapsamına alacak çalışmalar, konumsal bilgi envanterleri, raster/vektör tabanlı çok yönlü geniş hacimli veriler içerirler. Bu nedenle, konumsal veri tabanlarının çevresel uygulamalarda kullanılması kaçınılmazdır. Söz konusu veri tabanları çevre amaçlı çalışmalara altlık oluşturarak, özellikle üst ölçek planlamada karar vericilere yardımcı olurlar. Heyelan, sel, taşkın riskinin çok olduğu çalışma sahasında potansiyel doğal afet alanları belirlendikten sonra, kentsel yerleşime ve bayındırlık faaliyetlerine uygun bölgeler belirlenmelidir. Böylece, kent veya köy ölçeğinde açılacak yerleşim birimlerinin ve bayındırlık faaliyetlerinin doğal afet riski olmayan alanların tespit edilmesi, yönetimleri en büyük idari yapıyı oluşturduğundan afet yönetimi için kurulacak CBS destekli veri tabanlarının il bazında kurulmasının önemini ortaya çıkarmaktadır. 



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
EN ÇOK OKUNANLAR
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
sanalbasin.com üyesidir