Galip Erdem... Bizim ağabeyimiz…


12 Mart 2017 Pazar 21:21

“Birbirini sevmeyen, birbirini yumruklamaya hazırlanan insanların artık bir millet sayılamayacaklarını, birlikte yaşama isteğinden gittikçe uzaklaşacaklarını hiç düşünemedik. Türk Milleti’ni sevmekte birleşenler, birbirlerini sevmeye birleşmekte de mecburdurlar. Aksi halde millet sevgileri, kimsenin inanmayacağı boş bir laftan ibarettir.”
Bu sözlerin sahibini çıkaramayacak olan var mıdır? Cüssesi küçük, yüreği dağlardan büyük ağabeyimizi hatırlamayan var mıdır? Galip Erdem... Bizim ağabeyimiz… Neler demişti bize, hatırlar mısınız?
‘‘Büyük bir davaya bağlanan, mukaddes bir inancı paylaşan ve mübarek bir mefkûreye gönül verenler, başarılı olabilmek için en fazla neye muhtaçtırlar? Maddî imkâna mı, bilgiye mi, çalışmaya mı, disipline mi? Bana göre başarılı olabilmek için saydıklarımın hepsi gereklidir. Ama hiçbiri yeterli değildir. Gerekli bütün şartların ötesinde ve üstünde, başarının temel şartı birbirimizi sevmektir. Her şeyden önce sevmeyi öğrenmek mecburiyetindeyiz. Davamızı, inancımızı ve mefkûremizi sevmek elbette önemlidir, ama güç değildir. Çünkü davaların, inançların ve mefkûrelerin dilleri yoktur, konuşamazlar; ihtiyaçları yoktur, istemezler; ihtirasları yoktur, çekişmezler. Mücerredi sevmek bir bakıma rahatlıktır. Zor olan, nefsimize ağır gelen müşahhası, dostlarımızı, müşterek değerler etrafında birleştiklerini sevmektir.
Büyük davalar, büyük fedakârlıklar ister. Dünyada her türlü fedakârlığın yegâne kaynağı sevgidir. Yalnız, lütfen dikkat edilsin, bir tiyatro sahnesinde imiş gibi, oyunu en güzel şekilde oynamak ve en fazla alkışı toplamak için yapılan gösterilerden değil, gerçek sevgiden, yaşanan bir duygudan söz ediyorum.’’
Ya Galip Erdem’in Zafer Gazetesi’ndeki ‘Bayram Duası’ adlı yazısında, Mevla’ya nasıl yakardığını hatırlar mısınız?
‘‘Bize dostluğu öğret, nefsimizi yenmenin sırlarını öğret; iyi görünmenin yetmediğini; iyi olmanın yollarını öğret’’.
O boşuna bizim ağabeyimiz değildi… Öyle bir yürek sığdırmıştı ki bedenine, inancımız odur ki her yakarışının samimiyetiyle, hücreleri dahi eşlik ederdi dualarına… Sevgisini ve kalemini öyle değdirdi ki zihnimize, bir yerlerde eksiğimiz olsa yahut bir ağabey nasihatine ihtiyaç duysak, yine dönüp de kelâmlarını hatırlatırdık kendimize… Ve hâlâ da öyle…



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
sanalbasin.com üyesidir