Demokrasilerde siyaset,göz karartılarak yapılmaz!


2 Mart 2014 Pazar 19:30
Kıran kırana bir savaş sürüyor. Kasetler,yasaklar, iç düşmanlar, dış düşmanlar, her geçen gün genişletilen hainler halkası suçlamaları, topyekün ülkeyi ve hepimizi yıkıma sürüklüyor. Ve biz bu yakıcı ve yıkıcı ortamda bu savaşın tarafları olmaya zorlanıyoruz. Demokrasinin özü olan tercih yapma hakkımız bir bir elimizden alınıyor.

"Bu kadarı da olmaz!" dediğimiz herşey oldu ve oluyor. Demokrasi gemisi batmak üzere. Ahlaki sorumluluğumuz demokrasi ve hukukun yanında saf tutmayı gerektiriyor. Ama, gerçek çoğulcu demokrasiden yana!... Yoksa çoğunluğun iradesi olarak tanımladığımız ve "milli irade" olarak takdim ettiğimiz ve sırf bu nedenle yolsuzlukları, hukuksuzluğu, otoriterleşmeyi hoş görme çağrılarına bahane olarak araçsallaştırdığımız ucube demokrasiden yana değil!

Belki farkında değiliz ama ,17 Aralık Türk siyasetinde bir dönüm noktası oldu. Türkiye, 17 Aralık sabahı koşar adımlarla kaosa sürüklenmeye başladı. Yasama zaten yürütmeye bağlıydı...Şimdi yargı da yürütmenin denetimi altına alındı. Böylece gelişmiş demokrasilerden daha da uzaklaşan Türkiye,Şanghay ülkelerine yaklaştı.Zaten hükümet üyeleri de Türkiye'yi anlatırken ,son zamanlarda , en çok Şanghay ülkeleri ile mukayese ediyorlar. 

Hergün yeni bir gerginliğe uyanıyoruz. Artık özgürlüklerin alanının genişlemesi önceliğimiz olmaktan çoktan çıktı. Önceliğimiz toplumsal barışı korumak. Savaş mantığıyla siyaset yapılan bir ortamda ne yazık ki bu da her geçen gün zorlaşıyor.

Oysa savaş şaka değildir, hele hergün birilerinin en yüksek perdeden hain ilan edilerek, biriktirilen kinle yürütülen savaş korkunçtur. Kimi nerede nasıl vuracağı kestirilemez. Bu savaş hepimizi canavarlaştırır. Sun Tzu, "düşmanınıza açık bir yol bırakın ki ölümüne savaşacak durumda olmasınlar." der. Siyaseti bir kez ölüm-kalım meselesi yaptınız mı her şeyi meşrulaştırırsınız. Temel hak ve özgürlükleri askıya alarak, yasaklar ve katı bir sansürle toplumu azgın bir nehre çevirirsiniz. Sonra sığınacak bir 'milli irade' kalmaz.

Günlerin ne getireceğini kestirmek zor.Bu ortamda ne iş olur ne de aş.Emin olduğum tek şey, çıkışı çok zor olan bir yola girdiğimiz ve çok ağır bir bedel ödeyeceğimizdir. Türkiye'nin ileri demokrasi olacağı, bölgesinde ve dünyada saygın bir ülke olacağı,insanlarının özgürlüğü iliklerinde hissedeceği rüyasından büyük bir kaosa ve hepimizi yıkıma götürecek bir çatışma ortamına uyandık. 

Hep aynı çemberin içinde dönüp duruyoruz...Yıllardır aynı sorunları konuşuyoruz. Çözümünü bilmediğimiz tek bir sorunumuz yok. Sadece zaman zaman sorunları çözermiş gibi yaparak, tüm sorunlarımızı onlarca yıl halının altına süpürmeyi iyi becerdik. Bu konuda epey bir uzmanlaştığımızı kabul etmek lazım. Hatta uzmanlığımızı, entellektüelliğimizi, bilgi birikimimizi çözemediğimiz sorunları konuşarak kazandık...

Bu kaostan çıkmanın tek yolu çogulcu demokrasinin,evrensel hukuk devletinin önünü açmak ve özgürlüklerin alanını genişletmektir.

Demokrasi, toplumsal çatışmaları önleyen, toplumsal barış ve refah yaratan bir rejimdir. Demokratik ülkeler sadece kendileri için değil, aynı zamanda hem bölgeleri hem de dünya için barış ve zenginlik üretirler. Bir ülke demokrasiden uzaklaştığı ölçüde dünyada yalnızlaşır, istikrarsızlık kaynağı olarak görülür ve tehdit olarak algılanır...

Demokrasilerde vatandaşın özgürlükleri sınırlanmaz. Devletin yetkileri sınırlanır...

Demokrasilerde her adımda hesap vermesi gereken devlettir. Vatandaşlar değil...

Demokrasilerde şeffaflık devlet içindir, vatandaşlar için değil...Devlet, vatandaşının özel hayatı kapsamındaki hiç bir bilgiyi mahkeme kararı olmadan isteyemez,saklayamaz...

Demokrasilerde Anayasalar vatandaşı devlete karşı korur, devleti vatandaşa karşı korumaz...

Demokrasilerde devlet istihbarat örgütü yargıya ortak olmaz. Savcılar ve mahkemeler ellerindeki bütün belge ve bilgiyi istihbarat örgütüne vermek zorunda değildir.

Demokrasilerde ifade özgürlüğü,protesto özgürlüğü en geniş şekliyle vardır. İçeriği muğlak,kapsamı subjektif bir 'devlete karşı suç' tanımıyla temel hak ve özgürlükler sınırlandırılamaz...

Demokrasilerde istihbarat örgütü elemanlarının ve güvenlik güçlerinin suç işleme özgürlüğü olmaz, cezadan bağışık tutulmazlar...

Demokrasilerde suça bulaşmış devlet elemanlarının yargılanmasına bağımsız ve tarafsız savcılar ve hakimler karar verir, suça bulaşan elemanın bağlı olduğu kurum vermez,veremez...

Demokrasilerde devletin her kurumu yargı denetimine tabidir. Hukukun mutlak üstünlüğü vardır. Kimse,hiçbir kurum 'devleti korumak' gibi bir misyonla hukuk denetimini dışına çıkmaz,çıkamaz ...

Demokrasilerde ister ordu ister istihbarat örgütleri olsun sınırsız yurt içi yurt dışı operasyon yetkisine sahip olmaz,olamaz... Böyle bir ihtiyaç halinde halkın oylarıyla seçilmiş parlamentodan izin alır ve ve halkın temsilcilerine hesap verir...

Demokrasilerde devlet vatandaşlarını etnik kökenine, inancına ve ideolojisine göre fişlemez,fişleyemez...Fişlerse ,devlet suç işlemiş olur. 

Demokrasilerde ülkeyi yönetmek için seçilenler halkın sınırsız bilgi alma hakkını sınırlandıramaz, yayın organlarına neyi yazıp neyi yazmayacaklarını söyleyemezler...

Demokrasilerde, yöneticiler halkın bir bölümünü düşman, hain ilan etmezler,edemezler...

Demokrasiler muhalefetin var olduğu tek rejimdir. Muhalefetin sesini kısmaya yönelik her adım demokrasiyi boğar...

Demokrasilerde iktidar partisi, sonsuza kadar iktidarda kalacağı varsayımıyla yasa yapmaz, eğer yapıyorsa bu yasalar onun iktidarını sonsuz kılmayı amaçlayan ve hukuku iktidara egemen kılan ve seçme hakkını sınırlayan yasalardır zaten...

Demokrasi,bireyin tek güvencesidir.Aşı,işi,kısaca vazgeçilmezidir. demokrasi aynı zamanda bir ulusal güvenlik ,bir toplumsal barış projesidir. Demokrasinin tahrip edilmesi öncelikle toplumsal barışa zarar verir...

Son iki haftaya sıkıştırılan üç yasaya bakın. HSYK Yasası’yla yargı yürütmeye bağlandı. İnternet düzenlemesiyle ifade özgürlüğü bir bürokratın inisiyatifine bırakıldı. MİT yasasıyla bireylerin tüm haklarını sorgusuz sualsiz kısıtlama hakkı getiriliyor, Esad'ın muhaberat devletinin dahi ağzının suyunu akıtacak bir istihbarat devletinin temelleri atılıyor...

Vatandaşların hak ve özgürlüklerinin hukuka değil, güç bende diyen yöneticilerin insafına terkedildiği bir rejime artık demokrasi denemez. Muhalefetin susturulduğu ve küçük siyasal azınlıkların iktidar olma hakkının elinden alındığı bir yapıda seçimler,hiçbir soruna çözüm olmaz. Böyle bir toplumda siyaset yapma imkanı kalmadığı için sorunların müzakereler yoluyla çözülme imkanı ortadan kalktığı gibi,toplumsal farklılıklar hızla çatışmaya dönüşür. Etnik,din ve ideolojik kutuplaşma artar, bireyler hem kendi aralarında hem de devletle çatışır. Devlet -toplum ilşkisi temelinden yara alır ve çöker. Örnek aramak için çok uzağa gitmeye gerek yok. Yakın komşularımıza bakmak yeterli...

 



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
sanalbasin.com üyesidir